24 Mayıs 2016 Salı

Sosyal Medya: Magazinin Televizyon ve Sosyal Medya üzerinden Karşılaştırılması

Giriş
Teknolojinin gelişmesi ile birlikte kitle iletişim araçları da özellikle 20. Yüzyılda inanılmaz bir hızla gelişmiş ve çeşitlenmiştir. Kitle iletişim araçlarının gelişmesi birbirinden faklı içeriklerin bu medyalarda yer bulmasına da zemin hazırladı. Haber, spor, magazin bunlardan sadece birkaçıdır. Daha önce yazılı basında kendine yer bulan konular kitle iletişim araçlarının gelişmesiyle birlikte önce radyoya daha sonra televizyona taşındı. Bugün ise onları sosyal medyada görmekteyiz. Fakat sosyal medyanın geleneksel medyalarda farklı olarak daha kullanıcı odaklı olduklarını biliyoruz. Bunun en temel sebeplerinden biri kullanıcının geleneksel medyadaki gibi pasif değil içeriğin yaratılmasında başat rol oynadığı için aktif bir konumda olmasına bağlanabilir. Örneğin geleneksel medyada tanınmış, ünlü kişilerin hayatları üzerinden bir magazin sunumu gerçekleştirilirken sosyal medyada kullanıcı üzerinden bir magazinleşme sunumu yapılmaktadır.
İnternet teknolojisinin gelişmesi ile birlikte insanların kendileri ifade ettikleri mecraların da sayısı çeşitlilik kazandı. Bu yeni alternatif mecralardan biri de sosyal medyadır. Bundan kabaca 10 yıl önce hayatımıza giren sosyal medya bir toplumsal varlık olan insanı, hayatını, hayata bakışını yeniden biçimlendirdi. Geleneksel medyanın tek yönlü iletişiminden; gücü kullanıcıya transfer eden çift yönlü bir iletişime zemin hazırladı. Artık geleneksel medyanın gündem belirleyerek izleyicinin pasif olarak konumlandığı bir medyadan; gündemin, içeriğin bizatihi yaratıcısı ve başlatıcısı olan aktif kullanıcıya doğru bir değişim ve dönüşüm gerçekleşmiştir. Bu ise kuşkusuz internet çağında önemli bir kilometre taşıdır.  
Medyanın içeriği aynı zamanda gündemimiz de belirleyen bir özelliğe sahiptir. Gündem belirleme kuramına göre kişiler gündemde olan konuların neler olduğunu ve bunları önem derecesi hakkında bilgi sahibi olmaktadırlar.[1] İnternet mecrasında özellikle sosyal medyada  ise durum gündem belirleme kuramının ileri sürdüğü süreçleri izlemez. Burada içeriğin yaratıcısı olan kullanıcı başat rol oynar.
Bu makalenin asıl konusu, genel olarak bu iki medyanın karşılaştırması değil. Zaten böyle bir konuyu da hacmi sınırlı bir makalede ele almak pek mümkün görünmüyor. Burada asıl yapılmak istenen “magazin” kavramı üzerinden iki medyayı karşılaştırmak. Magazinin birbirinden farklı iki medyada yani televizyon ve internette nasıl ele alındığını anlamaya çalışmak. Bireyin bu iki medyadaki magazinin neresinde yer aldığını irdelemek…

Magazin’in Tanımı ve Etimolojisine dair
Fransız kökenli bir sözcük olan magazin Türk Dil Kurumu sözlüğünde halkın çoğunluğunu ilgilendirecek, çeşitli konulardan söz eden, bol resimli yayın ve genellikle sanat, eğlence ve spor dünyasında tanınmış kişilerle ilgili haber ve yorum olarak tanımlanır. [2]  Tanımdan da anlaşılacağı üzere magazin konvansiyonel medyadaki durum üzerinden tanımlanmıştır. Yani magazin haberinin öznesi, tanınmış ya da ünlü bir kişi olmalıdır. Bu çalışmamızda geleneksel medya paradigması ile şekillenen bu tanımın sosyal medya ile ne kadar realiteye tekabül ettiğini sorgulayacağız.
Magazin kelimesinin etimolojisine baktığımızda ise Fransızca magasin "ambar, depo, mağaza" sözcüğünden ve Venedikçe magazín "gemi ambarı" sözcüğünden alıntıdır.[3] Görüldüğü gibi bugün magazin kelimesine anlamı etimolojik kökeninden çok faklı anlamlar yüklenerek günümüzde kullanılan anlama doğru evrilmiştir.
Merakla Başlayan serüven
Magazin başta ünlü, tanımış ve zengin olmak üzere başkalarının hayatlarına dair bir merak üzerine başlar. İnsanoğlunun en temel özelliklerinden biridir merak. İnsan dışında hiçbir tür bu denli merak duygusuna sahip değildir. Merak aynı zamanda insanın yeni bilgiler öğrenmesine vesile olan bir güdüdür. Merak sayesinde felsefe yaparak varlığın ne olduğunu, bilginin kaynağını, ahlakın ve güzelliğin neye karşılık geldiğini sorgulamaya başladık. Merak sayesinde yaşadığımız dünyayı keşfedip onu değiştirip dönüştürme şansına sahip olduk. Merak ederek elektromanteyik dalgaların doğasını öğrenip çok kısa süre içinde bir mesajı bir kıtadan diğerine ulaştırarak kitle iletişim çağını başlattık. Merakın tarihi aynı zamanda insanlığın keşiflerinin tarihi ile birlikte okunması gereken bir konudur.
Merak bize sadece felsefi sorular sordurarak bilimsel keşifler yapmamızı mı sağladı? Bu soruya evet cevabı verebilmek için indirgemeci bir bakış açısına sahip olmak gerekiyor. Oysa insan bunların ötesinde çok boyutu olan bir varlıktır. İnsanoğlu öncelikle sosyal bir varlıktır. Çünkü bir toplum halinde yaşamını sürdürür. Bu toplum içinde düşünür, değer yargıları üretir onları uygular. Bu toplum içinde belli kurallara göre yaşar. Sosyalleşme dediğimiz olgu tam da bu noktalara gönderme yaparak tanımlanır.

Geleneksel Medya

          Teknolojinin baş döndürücü hızda ilerlemesi bir zamanlar insanın hayal dahi edemediği teknolojilere “geleneksel” yaftasının yapıştırılmasına zemin hazırlıyor. Televizyon ve radyo bu duruma verilecek en bariz örneklerdendir. Bundan yüzyıl önce hayatımızda televizyon ve radyo yoktu. Daha çok basılı medya dediğimiz gazeteler bu noktada kitlesel medyanın yerine işlev görmekteydi. Onun da insanlar için ciddi sınırlılıkları vardı.   Okuma yazma düzeyi, gazete üretim ve dağıtımın nispeten kısıtlı olması, teknolojik olanaklar gibi sayılabilecek pek çok faktör yazılı basının kitlesel düzeyini mütevazı kılan sebepler arasında sayılabilir.  Yaklaşık yüzyıl önce gerçekleştirilen devrim niteliğindeki gelişmelerin paralelinde transistorlu radyolar icat edildi. Radyolar sayesinde artık bir merkezden çıkan ses, ışık hızı ile çok uzak mesafeler kat ederek hanelere girebiliyor ve onların hayatlarına dokunabiliyordu. Genel olarak kamuyu ilgilendiren haberler, bir radyo programına konu olmakla birlikte müzik ve eğlence programları da zamanda radyoda yer bulmaya başladı. Devletler, bu kitlesel medyayı ideolojik aygıt olarak ürettikleri siyasetin meşrulaştırılmasında bir araç olarak kullanmaktaydılar. Türkiye toplumunun da radyo ile ilk kez tanışması, 1926’ya kadar gitmesine rağmen genel olarak hükümet politikalarının halka anlatılmasında bir propaganda aracı olarak kullanıldığını görmekteyiz. [4]
          Türkiye’de ilk televizyon yayınları ise 1968’de başlamış, renkli ekran yayınlarına 1980 gibi geç bir tarihte ancak geçilebilmiştir. Bu tarihlerde Avrupa renkli ekran televizyonlara çok önce geçmişken siyah beyaz televizyonlar gelişmemiş ülkelere  “artık” teknoloji olarak transfer edilmekteydi. [5] 1980’li yıllar Türkiye için küresel sisteme entegre olduğu bir dönemi ifade eder. Türkiye gümrük duvarları ile çevrili, ithal ikameci politikalardan ihracata yönelik sanayileşme modelini benimsemiştir.
Osman Ulugay bu durumu şöyle dile getirmektedir:
“1980’de ithal ikamesi yoluyla sanayileşme modelinin Türkiye’deki uygulaması sınırlanıra varırken demokrasi de var olan biçimiyle işlerliğini yitirmiş görünüyordu. Bu koşullar altında hem ekonomik hem de politik yapıda temele yakın tuğlaları da yerinden oynatmayı gerektirecek yapı değişiklikleri gündeme geliyordu. Böylesine bir yapı değişikliğinin yeniden yapma öğesinin yanı sıra hatta belki de ön koşulu olarak mevcudu kısmen yıkma öğesini de içermesi kaçınılmazdı.”[6]
          Türkiye de 24 Ocak kararları ile ekonomik sistemini değiştirmiş ve bunun sonucu tüketime de yansımıştır. Renkli televizyonların hayatımıza girmesi yaşam biçimlerimizi de değiştirmiş ve bu durum tüketim alışkanlıklarımız üzerinde de belirleyici olmuştur.

Bir Eğlence Aracı olarak Televizyon        
         
          Bir kitle iletişim aracı olarak televizyon genel olarak bir eğlence makinesi olarak algılanabilir. Neil Postman’ın Televizyon: Öldüren Eğlence adlı kitabında televizyonun sadece izleyiciye eğlenceli temalar sunmadığını aynı zamanda tüm temaları da eğlence olarak sunduğunu ve bunun bir sorun oluşturduğunu ileri sürer. Başka bir ifade ile eğlenceyi televizyondaki söylemin bir üst ideolojisi olarak algılar. Burada neyin gösterildiği ve yansıtıldığın pek bir önemi yoktur. Buradaki temel tez her şeyin bir eğlence ve haz gözetilerek sunulmasıdır. [7] Bu açıdan bakıldığında magazinin bir tema olarak televizyona uygun bir içerik olduğunu düşünebiliriz.
          Televizyon, izleyici kitlesi olarak diğer mecralarla kıyaslandığında daha kolay tüketilebilir. Bir radyo programını dinlerken salt dinleme eylemi bile belli düzeyde bir dikkat gerektirir. Çünkü dinlenen içeriğin algılanması için sesin dışında destekleyici her hangi bir unsur olmadığı gibi tekrardan dinleme şansınız da yoktur. Televizyonda ise yayına verilen program ses ile birlikte görüntü ile de desteklenir. Dolaysıyla bu durum izleyicinin televizyon karşısında radyoya nazaran daha pasif olmasına zemin hazırlar. Televizyonun bir eğlence aracı olmasında temel sebeplerden biri de izleyiciye sunduğu bir rahatlıktır. Çünkü televizyon karşısında vakit geçirirken herhangi bir zihinsel çaba içerisine girmemektedir. Oysa bir gazete okumak okuyucuya bu denli konfor sunmaz.

Televizyonda Magazin Sunumu
         
          Çalışmamızın temelini, magazinin televizyon ve sosyal medyada nasıl yer aldığı ve tüketildiği oluşturmaktadır. Bu açıdan magazinin televizyonda bir tema olarak  nasıl yer aldığı önem arz etmektedir. Magazin yukarda farklı kaynaklardan yapılan alıntılarla açıklandığı üzere daha çok insanları ilgilendiren ünlü ve tanınmış kişilerin hayatlarına dair haber, yorumları kapsar.
          Televizyonda sunulan magazin yukarıda verilen tanımlarda da ifade edildiği üzere genellikle bir ünlü ve tanınmış kişi üzerinden gerçekleştirilir. Onların nerede, kimlerle oldukları, ne yaptıkları, yaşadıkları birliktelikler kısaca tüm özel hayatları mercek altına alınır ve bir program formatında izleyiciye sunulur.  Bunun için görevlendirilen magazin muhabirleri zaman zaman kişilerin rızasına dayanmaksızın özel hayatın gizliliğini ihlal ederek gizli görüntüler alarak programa zenginlik katmayı amaçlar. Kimi zaman bir eğlence mekânından çıktıktan sonra ünlü ile yapılan röportajlar, kimi zaman bu kişilerin yaşadıkları ilişkileri gizlemek adına muhabirlerden kaçtıkları anlar ekrana getirilmekte ve izleyicilere sanki kamuyu ilgilendiren çok önemli bir haber olarak sunulmaktadır. Bu haber sunumunda etkili olan bir diğer öğe de haberin sunumunu gerçekleştiren dış sesin kullandığı ses tonudur. Genellikle ŞOK ŞOK ŞOK, FLAŞ FLAS, AZ SONRA gibi insanların merak etmesini sağlayan ilgi çekici sözlere paralel olarak kullandıkları tonlamalar, kişilerin özel hayatlarına dair basit olayların izleyici nezdinde önemli olarak algılanmasını sağlamayı amaçlamaktadır. Yani haber içeriğinin önemsizliği, kullanılan tonlamalarla kompanse edilmeye çalışılmaktadır.
          Magazin programları, içerik itibariyle ünlü ve tanınmış kişileri merkeze alarak yapılan programlar olduğu için  bu kişiler haberin öznesi olarak algılanabilir. Fakat televizyonun her şeyi bir eğlence paketi halinde sunduğu göz önüne alınırsa ünlülerin salt bir özne olarak değerlendirilemeyeceği aynı zamanda birer haber nesnesi haline de geldikleri de görülmektedir. Çünkü haberin inşasında televizyonlar magazin figürünü istedikleri şekilde biçimlendirmektedirler. Eğlence ve bilhassa rating gibi parametler bu konuda belirleyici olmaktadır. Eğlencenin gerektirdiği durum magazinin öznesi olması gereken kişiyi nesne düzeyine indirgeyebilmektedir.
          Magazin, ünlü ve tanınmış kişiler ile medya arasında zaman zaman gerçekleştirilen bir simbiyotik ilişkiye de kapı aralar. Örneğin bir magazin figürünün ünlü olarak algılanmasının ölçütlerinde biri de medya da görünür olmaktır. Bunun için de bu kişiler bazen gerçek olamayan bir ilişki ile medyada görünür olmak isteyebilirler. Özellikle piyasaya çıkacak bir kasetten, bazen de vizyona girecek bir sinema filminden önce gerçekleşen bu türden haberler ünlü kişiyi gündemde tutarak piyasaya sunacağı film veya kasetlerin de yüksek satış rakamlarına ulaşmasını sağlayabilir. Öte yandan bu durum televizyonların magazin muhabirleri için kolayda haber olarak algılanabilir. Bu açıdan değerlendirme yapıldığı takdirde yapılan işin iki taraf açısından da faydalı olduğu sonucuna ulaşılabilir. Bu değerlendirme kimi zaman izleyici tarafından haksız bir şekilde de yapılabilmektedir. Ünlü kişilerin yaşadıkları ilişkiyi reklam aşkı olarak değerlendiren pek çok sayıda yorum ve değerlendirmeye sosyal medya da rastlamak mümkündür.
          Magazin muhabirleri ile ünlü kişiler arasında iki tarafın lehine olacak türde simbiyotik ilişkinin yanında çoğu zaman zoraki bir ilişki vardır. Magazin muhabirleri yaptıkları iş itibari ile ünlü kişilere muhtaçtır. Çünkü ürettiklerin haberin konusunun ünlüler teşkil etmektedir. Nasıl ki parlamento muhabirinin işi parlamentodaki olayların haberleştirilerek izleyiciye sunmak ise magazin muhabirinin de işi ünlü kişilerin hayatlarını haber haline getirerek izleyiciye sunmaktır. Aynı şekilde ünlülerin sevenleri nezdinde farkındalıklarının artması, biraz da magazin haberlerine bağlıdır.
          Magazin haberleri sadece bir ünlünün evlenmesi, bir ilişki yaşaması (kaçamak yapması), arkadaşları ile bir yerde eğlenmesi gibi eğlenceli durumlar üzerine kurgulanmaz. Bir magazin haberinin sansasyonel olması yukarıdaki eğlenceli durumlardan ziyade bir tartışma, söz dalaşı ve hatta kavga gibi olumsuz durumlara daha çok bağlıdır. Çünkü insanların bu türden olumsuz olaylara karşı algıları daha seçicidir. Örneğin bir gelin-damat ve düğün konvoyu görmek dikkatinizi bir miktar çekebilir; fakat iki kişinin bir söz dalaşına girmesi hatta kavgaya tutuşması ise çoğu zaman daha fazla dikkat çeker. Bazen insanların kavga eden iki kişiyi ayırmak yerine dakikalarca bu kavgayı  izlediğine şahit oluruz. Bu durum bir magazin haberine konu olduğu zaman izleyiciler bunu daha çok önemserler. Bu açıdan iki ünlünün söz dalaşına girmesi, tartışması hatta mümkünse kavga etmesi magazin muhabirleri için bulunmaz bir nimettir.
          Magazin haberlerinin bir kısmında ünlülerin birbirlerine sataşmaları ve bir tartışma başlatmalarında bu haberlerin diğer magazin haberlerine nazaran etkili olduğu algısı vardır. Kaldı ki bir ünlünün diğerini övmesi çoğu zaman haber değeri bile taşımazken bir ünlüye karşı hakaret etmesi en sansasyonel haber olarak magazin müdürlerin tarafından yayınlanır. Bazen iki ünlü arasında bir tartışma çıkması için magazin muhabirleri de çaba harcar. Örnek olarak bir ünlünün başka bir ünlüye yaptığı iğneleyici bir yorum hakkındaki düşünceleri diğerine sorulur. Çoğu zaman verilen tepki bir tartışmanın alevlenmesine zemin hazırlar.
          Magazin haberlerindeki bu kurgusal yapı izleyici tarafından fark edildiği için  çoğu zaman izleyiciye inandırıcı gelmez. Çünkü izleyici magazine konu olan her haberin arkasında gizli bir reklam algısını çoğu zaman taşır fakat yine de izler. Kimi zaman hayatın getirdiğini zorlukları dışında farklı bir atmosfere geçmek, kimi zaman ünlülerin neler yaptıklarını merak etmek, kimi kez trendleri takip gibi pek çok saik ile magazin haberleri tüketilmektedir.
           
İnternetin Evrimi
          Özellikle internet teknolojisinin her geçen gün gelişmesi ve yenilenmesi ile birlikte hayatımıza olan etkisinin daha da arttığına şahit olmaktayız. Dünya bilginin üzerinde taşındığı ve iletildiği bir internet coğrafyası haline gelmiş ve internet gelişmişliğin temel kriterlerinden biri olmuştur. [8] Analog olan içerikten dijital olana geçiş, iletim ve çoğaltımın niteliğini değiştirmiş ve böylece bilginin alışverişinde ve bilgiye ulaşmada devrimsel bir gelişim yaşanmıştır.[9] Örneğin bundan 10 yıl önce internet erişimi bu kadar fazla olmadığı gibi insanların hayatları üzerinde de bugünkü kadar etkili değildi. İnternetin doğası da bidayette televizyon ve radyo gibi tek yönlü ve asitmetrikti. Yani kullanıcı düzeyinde durum, var olan internet sitesinden içerik olarak faydalanmakla birlikte bu içeriğe herhangi bir tepkiyi mümkün kılmamaktaydı. Tıpkı bir kitabı okumak ama ona dair herhangi yorum yapamamak gibi.
          İnternet mecrası zamanla diğer bilinen ortamları da bünyesine katmayı başardı. Buna çoklu ortam ya da başka bir değişle multi medya denilmektedir. Metin, durağan görüntü, hareketli görüntü ve ses gibi özellikleri barındırır.[10] İnternetin içerik olarak gelişmesi kademe kademe ama hızlı bir şekilde olmuştur. İlk etapta yazının içerik olarak baskınlığı, ses, görüntü ve video gibi alternatif içeriklerle  birlikte azalmış ve çoklu ortamların oluşmasına zemin hazırlamıştır. Çoklu ortamlardan özellikle video gibi içerikler internette kapladıkları boyut itibari ile çeşitli zorlukların yaşanmasına sebep olmuştu. Bundan birkaç yıl öncesine kadar bile internete video yüklemek ve izlemek büyük bir sorun olarak görülmekteydi. Youtube gibi video paylaşım platformların kısa sürede bu kadar büyümesinin de temel sebeplerinden biri de budur.
          Artık internet bugün bir sitenin kullanıcıya bir içerik sunduğu ve içeriğin kullanıcı tarafından salt okunduğu, izlendiği bir mecra olmaktan bir hayli uzaklaşmıştır. İnternet artık başlı başına içeriğin kullanıcı tarafından inşa edilme şansına sahip olduğu bir dönemi yaşamaktadır. Bugün kullanıcılar bir sözcüğün anlamı için bile resmi sitelerden çok içeriğin belli kullanıcı tarafından oluşturulduğu popüler sözlük sitelerinden yararlanmaktadır. Bir örnek vermek gerekirse Alexa verilerine göre Türk Dil Kurumunun resmi sitesi Türkiye’de ilk 235’te yer alırken Eksisözlük 6. Sırada yer almaktadır. [11]  Artık insanlar internet mecrasında sadece işin uzmanları tarafından hazırlanan içeriği değil, sıradan insanlar tarafından yaratılan içeriği merak edip tüketmektedir.
          Postmodernizmin, modernizmden farklılaşan özelliklerinden biri de belli bir otoritenin reddedilip onun yerine özneyi ikame eden bir sistem öngörmesidir. Bu sistemde otoritenin öngördüğü belli bir doğru yerine  sujeye endeksli bir doğru  kavramı vardır. Fatoş Karahasan bu durumu şöyle açıklamaktadır:
             “Geçmişte, tarih sadece önemli insanların ve önemli olayların çerçevesinde yazılırdı. Kayıtları tutan merciler, devletlerin, yöneticilerin kararlarını, bildirilerini arşivlemekle yükümlüydü. Egemenlerin tarih anlamlarında insanların günlük yaşamlarının kesitleri bir takım sosyolojik ve antropolojik veriler olmaktan öteye gidemezdi. İnternet, bireyin yaşamını ön plana aldı. Tarihi sıradan insanlar yazıyor artık. Bireyler, sosyal ağlarlarda hayatlarının kesitlerini fotoğraflar, videolar, yazılar ve arkadaş yorumlarıyla birlikte yayınlıyor ve kayıt altına alıyorlar. Böylece yaşananlar artık resmi tarihçilerce değil sıradan insanların yorumlarıyla ölümsüzleşiyor.”[12]
             Geçmişin otorite merkezli asimetrik dünyası internet ile birlikte bir simetriye kavuştu. Artık kitle dediğimiz kavram iradesiz yığınlardan ibaret değil. Onların da doğruları, yanlışları, değerleri, ilkeleri var. Bireyler televizyonda sadece otorite olarak kabul edilen kişilerin doğruları üzerinden dünyayı kavramsılaştırmıyorlar.  Aksine sıradan insanların söyledikleri onlar için çok daha ilgi çekici.

İnternet Dünyasında Yeni Bir Fenomen: Sosyal Medya
         
          İnsanların sosyal bir varlık olduğu bugün sosyolojinin kabul ettiği temel düzeyde bir realitedir. İnsan doğadaki pek çok hayvan gibi belli bir topluluk içinde yaşamını sürdürür. Hayvanlardan farklı olarak insanlar bu toplumda yazısız ve yazılı kurallara bağlı olarak yaşar ve onları içselleştirir. Bu kurallara aykırı hareket ettiği zaman ise bazı yaptırımlarla karşılaşır. Bu yaptırımların türü duruma bağlı olarak kimi kez devlet gücü ile desteklerken çoğu zaman etik ve ahlaki normlarla birey üzerinde bir sosyal baskı aracı olarak işlev görür.
          İnsanın sosyal bir varlık olması kullandığı teknoloji üzerinde de belirleyici olabiliyor. Sosyal medya bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Sosyal medya, birey için sosyalleşmenin sadece bir toplumun içinde değil aynı zamanda internette de gerçekleştirilebileceğini bize göstermiştir. Hiç tanımadığımız bir kişi ile zaman ve mekan sınırı olmaksızın fikir paylaşımları yapıyor, arkadaşlık kurabiliyoruz. İnternetin çoklu ortamlara izin veren altyapısı ile birlikte artık etkileşim düzeyinin seviyesi daha da yükselmiştir.

Sosyal Medyada Magazin
         
          Sosyal medyanın sosyalleşme konusundaki rolünden bahsettikten sonra makalenin asıl irdelemek istediği konuya geçebiliriz. Bu makale televizyon ve sosyal medya üzerinden magazin kavramının nasıl farklılaştığı üzerine kaleme alınmıştır. Önceki bölümlerimizde magazinin geleneksel medyada özellikle televizyonda nasıl çalıştığını ifade ettik. Hatta referans aldığımız tanımların bile geleneksel medya üzerinden yapılan magazin bağlamında oluşturulduğunu gördük. Fakat bugünün değişen ve yenilenen dünyasında özellikle internetin hayatımız üzerinde çok etkili olduğu bir zamanda geçmiş paradigmalarını barındıran bu tanımların da eksik kaldığını görmekteyiz. Örneğin magazin dediğimiz olgu, sadece ünlü ve tanınmış kişilerin hayatlarının haberleştirilmesinden ibaret olabilir mi ?  Her şey gibi magazinde bize sunulan ve haber değeri taşıdığı düşünülen bazı ünlü kişilerin hayatları gerçekten de magazin haberlerine konu olmayı ne kadar hak ediyor? Kriminal olayların bir öznesi olmadan sıradan insanlar da ünlü insanlar gibi birer magazin figürü haline gelemezler mi? Geleneksel medyada bu pek mümkün olmasa da internet mecrasının yeni fenomeni sosyal medya da bu artık mümkün.
          Sosyal medya sadece sıradan insanlar için değil ünlü insanlar için bile kendini ifade etmenin en kolay yolu olarak karşımıza çıkmaktadır. Yazdığınız bir ileti, paylaştığınız bir resim ya da video hiçbir montaj ya da filtreden geçmeden doğrudan yayınlanır. Bu açıdan geleneksel medyanın dolaylı anlatımına karşı doğrudan bir ifade fırsatı sunar. Bu avantajı sosyal medyanın önemli avantajlarından birini oluşturur. Ayrıca bir magazin figürünün haber konusu yapılıp televizyonda yer almasından sonra her hangi bir dönüt alma fırsatı olmadığı için bu durum, ünlü kişi için bir dezavantaj oluşturur. Oysa sosyal medya üzerinden yaptığı bir paylaşımın geri dönüşünü saniyeler içinde ekranına düşebilmektedir. Ünlüler için hayran kavramı, artık bir konserdeki yığınlar ibaret değil, onunla doğrudan iletişim kurma fırsatı yakalamış eşit bireydir. Geleneksel medyadaki tek yönlü iletişimin antidemokratik doğası sosyal medyadaki çift yönlü iletişimin demokratik doğası ile yer değiştirir. Arap baharının oluşmasına zemin hazırlayan da bir geleneksel medyadan yükselen bir değişim çığlığı değil, sosyal medya tarafından örgütlenen bir isyan dalgasıdır.   

Sosyal Medyanın Gücü
         
          Sosyal medyanın insanların sosyalleşmesinde önemli bir araç olarak kabul edildiğini biliyoruz. Bugün insanlar internette bilhassa sosyal medya da saatlerini harcamaktadır. Bununla ilgili olarak bir çok araştırma verileri yayınlanmakta ve her geçen gün internette harcanan zaman daha da artmaktadır. Ocak 2016’da “We are social” tarafından Digital 2016 raporu yayınlandı. Yapılan araştırma da çok çarpıcı sonuçlar ortaya çıkmıştır.  
Digital’in 2016 Raporuna göre;
·    7.395 Milyar olan Dünya nüfusundan internete bağlanan insan sayısı 3.419 milyar.
·    Dünyada, sosyal medyayı aktif olarak kullanan kişi sayısı 2.307 milyar.
·    Dünyada mobil cihaz kullanıcısı sayısı 3.790 milyar.
·    Mobil cihaz üzerinden sosyal medyayı kullananların sayısı ise 1.968 milyar.
Yukarıdaki verilerden de görüldüğü üzere dünyadaki insanların yaklaşık yarısı interneti kullanmaktadır. Bu durum internetin aslında global çapta etkisini gösteren önemli bir veridir. Araştırmanın Türkiye verilerine baktığımızda ise karşımıza şu istatistikler çıkmaktadır:
·    79.14 Milyon insanın yaşadığı Türkiye’de, internete bağlanan kullanıcı sayısı 46,3 milyon.
·    46.3 Milyon internet kullanıcısından sosyal medyayı aktif olarak kullananların sayısı 42 milyon.
·    42 Milyon sosyal medya kullanıcısının 36 milyonu mobil cihaz üzerinden bağlanıyor sosyal medyaya.
·    İnternet kullanıcılarının %77’si her gün online oluyor, %16’sı ise haftada en az bir kez internete bağlanıyor.
·    Web trafiğinin %51’i diz üstü ve masaüstü bilgisayarlardan, %45’i mobil cihazlardan ve geri kalanı ise tabletler üzerinden gerçekleşiyor.
·    Sosyal medya mecralarının kullanımında ilk sırada %32 ile Facebook, %24 ile WhatsApp, %20 ile Facebook Messenger, %17 ile Twitter, %16 ile Instagram takip ediyor. Daha sonra ise Google+, Skype, Linkedin, Viber ve Vine geliyor.
·    Türkiye’deki Facebook kullanıcılarının %37’sini kadın, %63’ünü ise erkek kullanıcılar oluşturuyor. Facebook kullanıcılarının %36’sı ise 20-29 yaş arasındaki kişilerden oluşuyor. [13]

          Yukarıdaki veriler Türkiye’nin de internet ve sosyal medya durumu açısından dünyadan pek farklı bir durumda olmadığı görülmektedir. Sosyal medya hayatımızın bir parçası haline gelmiş durumdadır. Her gün sabah kalktığımızda sosyal medyaya bakarak gündemi takip ediyoruz. Daha önce gazetelere bakarak gündemden haberdar olan insan bugün artık internet ve sosyal medyaya takip ederek gündemi yakalamaya çalışmaktadır.
          Sosyal medyanın diğer medyalardan farklı olarak bize ait olan tarafları daha çoktur. Tercih edilen bir televizyon kanalının ya da abonesi olunan bir gazetenin bizle olan kesişim noktası daha çok ideolojik ve paradigma paralelliğinden kaynaklanır. Kendi dünya görüşümüze uygun gazeteleri ve televizyonları takip ederiz. Fakat sosyal medya ile kullanıcı arasındaki kesişim noktaları, geleneksel medya ile kıyaslanamaz düzeyde fazladır. Öncelikle içeriğin kullanıcı tarafından inşa edilmesi bu kesişim noktasının daha büyük olmasının temel nedenlerinden biridir. Bunun dışında bu makalenin asıl parmak basmak istediği konu ise bir magazin figürü olarak bireyi başat bir pozisyona çıkartmasıdır.
          İnternet içerik yayma platformu olarak eşsiz bir araçtır. Bilginin, diğer medya araçları ile karşılaştırıldığında büyük bir erişebilirlik ve esneklikle yayılmasına zemin hazırlar. [14] Bu özelliği geleneksel medyada görmek mümkün değildir.
          Sosyal medyada magazin yukarıda da ifade edildiği üzere salt bir ünlü özeğinde gerçekleşen klasik bir haber aktarım şeklinde cereyan etmez. Sosyal medya kullanıcıyı bizatihi magazin figürü olarak konumlandırır. Artık ünlülerin nasıl vakit geçirdikleri, kimlerde birlikte oldukları, ne yedikleri, hangi mekânda oldukları değil sosyal medya kullanıcılarının zamanı ve mekânı nasıl tükettikleri birer magazin konusu haline gelmektedir. Sosyal medya hesaplarının hayatımıza girdiği yaklaşık 10 yıllık süreç göz önüne alındığında bu mecranın her geçen gün daha fazla platformu bünyesine katarak hayatımıza dair daha çok içeriğin paylaşılmasına zemin hazırlamıştır. Facebook bidayette sadece yazı ve resim paylaşımına izin veren bir mecra iken daha sonra video, oyun, etkinlik, yer bildirim, messenger gibi özellikler eklenerek çok fonksiyonel bir hale getirilmiştir. “All in all” mantığı ile geliştirilen sosyal medya yazılımları bir hesapta kişisel tüm ihtiyaçları ihtiva eden araçlar haline gelmiştir. Her ne kadar internet üzerinden ücretsiz konuşmayı sağlayan Viber, Watsapp gibi uygulamalar, Youtube gibi video paylaşım siteleri, Swarm, Foursquare gibi yer bildirim uygulamaları, ya da İnstagram, Pinterest gibi resim paylaşım uygulamaları mevcut olsa da Facebook kendi sistemini bu uygulamalar ile entegre hale getirmiştir. Bu durum kullanıcılara seçim anlamında pek çok kolaylık sağlamıştır.
          Peki insanlar neden bir magazin figürü olmak ister? İnsanlığın her döneminde eşitsizliğin üzerine kurulu şöyle ya da söyle bir düzen vardı. Bu düzende de zenginler, fakirler, soylular, serfler, köleler hep olmuştur. K. Marx ünlü eseri komünist manifesto’da tüm toplumların tarihini sınıf savaşımlarının tarihi olarak yorumlar. [15] Sınıfların olduğu toplumsal düzende toplumsal, ekonomik farkların olması da doğaldır. İşte sınıfsal bir homojenitenin olmadığı bir sistemde elbette yoksul insanlar fakir insanların ne yaptıklarına kulak kabartacaklar ve onların hayatlarını merak edeceklerdir. Her ne kadar şatoların duvarları içinde yaşanan görkemli hayatlar, insanların zihin dünyaları ile süslense de kitle iletişim araçları ile birlikte o şatoların içine girilmiş ve merak edilen bu göz kamaştırıcı yaşantılar izleyicilerin gözleri önüne serilmiştir. Kitlesel medyanın tek yönlü ve antidemokratik doğası izleyiciyi pasifize etmiş ve verilen içeriğin salt izleyicisi olmasını sağlamıştır. Fakat sosyal medya ise bireye hem bir magazin figürü olma hem de bir haberi yorumlama, çıkarım yapma gibi düşüncesini ifade etme şansı vermiştir.
          Bugün sosyal medya da kendi hayatlarımızdan kareler paylaşıyoruz. Nerde olduğumuzu, ne yediğimizi, kimlerle birlikte olduğumuzu internet üzerinden paylaşarak kendimizi magazinin birer öznesi konumuna yükseltiyoruz. İnsanların hayatlarımızı merak ettiklerini düşünüp hayatımızın çok özel anlarını bile internet üzerinden paylaşabiliyoruz. Artık geleneksel medyanın belli kişiler özeğinde gerçekleştirdiği bir magazin üretim sürecinden kendi hayatlarımızı merkeze alan bir magazin üretim sürecini gerçekleştiriyoruz. Kaldı ki bu süreçte her hangi bir editörün filtrelemesine de takılmıyoruz. Herkes kendine göre bir paylaşım mantığı üzerinden paylaşımlar yapma sansına sahip olabilmektedir. Kimileri çocuklarının hayatlarından kareler, kimileri yedikleri yemeklerin resimlerini, kimileri ilişki yaşadıkları partneri ile samimi pozları, kimileri gezdiği ve gördüğü yerleri paylaşmakta ve arkadaşlarının beğenisine sunmaktadır.

Sosyal medya ve Güvenlik

          Sosyal medya sadece televizyonun dezavantajlarını kullanarak bu kadar etkili olmadı. Sosyal medya aynı zamanda kişinin kendini en iyi şekilde ifade ettiği de bir platformdur. Çünkü sosyal medyada bir ifade sınırı yer almamaktadır. İstediğiniz uzunlukla ve içerikte kendinizi ifade etme şansınız vardır. Twitterdeki 140 karakter uzunluğu bile bir tweete resim formatında uzun bir açıklama ifadesi eklemek suretiyle aşılabilmektedir. Facebook’ta zaten böylesine bir sınır yoktur. Sosyal medyanın diğer bir avantajı da -ki bu durum genel olarak internet medyası için geçerlidir- geleneksel medya (radyo ve televizyon) denetleyen kurullardan bağımsız çalışır. Örnek olarak ülkemiz için radyo  ve televizyon yayınları 6112 sayılı Kanuna göre RTÜK tarafından res’en veya şikayet bazlı denetlenirken internet mecrasını denetleyen her hangi bir kurum ve kuruluş yoktur. Sadece şikâyet bazlı olarak mahkeme kararı ile içeriğin yayından çıkarılması veya zaman zaman bazı durumlarda DNS erişiminin engellenmesi gibi yaptırımlara başvurulmaktadır. Bu açıdan internet mecrasının genel olarak denetlenmesinin teknik olarak da mümkün olmamasından dolayı ifade özgürlüğünün sınırları bir hayli geniştir. Her ne kadar bu mecrada ifade özgürlüğü diğer mecralara kıyasla bir hayli geniş olsa da kriminal türde bir içerik kimi zaman devletin kolluk kuvvetlerini harekete geçirip kovuşturma süreci başlatılabilmektedir.
          Böylesine kontrolsüz ve denetimin imkânsıza yakın olduğu bir mecrada sosyal medyada tüm özel hayatın ifşa edilmesi pek çok sorunu da beraberinde getirmektedir. Öncelikle internet dünyasının güvenlik zafiyeti büyük bir sorun olarak hala karşımızda durmaktadır. Sosyal medya hesapları açarken bize ait olan kişisel verilerin kimlerin eline geçtiğinden emin değiliz. İnternete yüklediğimiz bir imaj bazen hiç ummadığımız amaçlar için kullanılabilmektedir. Kredi kartımızın şifreleri gibi kimin özel şifreler kötü niyetli kişilerin eline geçmekte ve aleyhimize kullanılabilmektedir. Bu açıdan yakın dönemde güvenlik zafiyeti kolay çözülebilecek bir problem olarak görünmemektedir.
          Sosyal medyanın bugün insanlara sunduğu en önemli avantaj kendini istediği gibi ifade edebilme avantajıdır. Kendini ifade etmek her zaman düşüncelerin yazıya geçirilip yayınlanmasından ibaret değildir. Bazen yazıyı da aşan resim ve hareketli görüntülerle ifadenin boyutu daha da arttırılır. İnsanlar sosyal medyanın sunduğu bu avantajı sonuna kadar bazen de aleyhine olacak şekilde kullanır. Kimi insanlar sosyal medya hesaplarından paylaştıkları yazılardan, resimlerden dolayı çalıştıkları işyerinden kovulmuş, kimi insanlar paylaşımlarına gelen yoğun tepkilerden dolayı sosyal medya hesaplarını kapatmak zorunda kalmışlardır.[16] Sosyal medyanın sunduğu bu ifade özgürlüğünün sınırları çok iyi tespit edilmeli kişiye zarar verecek sonuçların ortaya çıkmasına zemin hazırlanmamalıdır. Eskiden ağzımızdan çıkan istemsiz bir söz bizi birkaç kişinin önünde mahçup duruma düşürebilirken soysal medyada bu durum bazen ulusal çapta gündem olmamıza zemin hazırlayabilir. Geçtiğimiz yıllarda bir üniversitede profesör olarak çalışan akademisyenin öğrencisi ile çekilen müstehcen fotoğrafları kendi iradesi dışında sosyal medyada yayıldı. Uygunsuz fotoğrafların sosyal medya hesabında yayınlanmasından sonra önce yerel basın daha sonra ulusal basın tarafından olay ulusal bir gündem haline gelmiştir. Üniversite yönetimi bu durum üzerinde idari soruşturma başlatmıştır. Bu türden olaylar bazen kişilerin tüm kariyerlerinin sonlanmasının yanında kişileri sosyal hayatta zor durumda da bırakabilmektedir.
          Teknolojinin gelişimi hayatımızı kolaylaştırdığı gibi pek çok yönden de olumsuz etkilerine maruz bırakabilmektedir. Sosyal medya bu konuda insanın hiç olmadığı kadar mahremine girmiş, gizli olarak kalması gerekenlerin ifşa edilmesine zemin hazırlamıştır. Orta çağın büyük şatolarının kapıları arkalarında yaşanan olaylar geleneksel medya ile önce televizyonlarımıza bugün ise bilgisayarımızı, hatta telefonlarımızın ekranlarına düşmüştür.

Sosyal Medya ve Bağımlılık
         
          Küreselleşmenin de etkisiyle bugün bilgi, artık ışık hızı mesabesinde bir yerden bir yere taşınabilmektedir. Sosyal medya hesabımızdan paylaştığımız bir resim anında değerlendiriliyor ve yorumlanabiliyor. Resmin aldığı beğeni (like) sayısının ne kadar çok olması  bizi bir diğer resmi paylaşmaya motive etmektedir. Çünkü paylaşımdan sonra tarafımıza gelen beğeni sayısı beyindeki “dopamin” düzeyini arttırmakta ve bir nevi bağımlılık oluşturmaktadır. Bugün bağımlılık adı verilen durum sadece bir sigara ve uyuşturucu gibi zararlı maddeler üzerinden değil artık sosyal medya üzerinden de açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu durumu sinirbilim uzmanı Prof. Dr. Sinan Canan şöyle açıklamaktadır:
             Beyni olan tüm canlılarda bağımlılığa bir yatkınlık vardır. Bireysel olarak derecesi ve hedefi değişse de genel bir yatkınlıktan söz edebiliyoruz. Bunun temel nedeni de, aslında yaşamımızı sürdürmemizi sağlayan ödül-ceza sisteminin dışarıdan suistimal edilmesidir.
             Bağımlılığı körükleyen en önemli etken hazdır. İkincisi ise “acıdan kaçınma” dediğimiz olgudur. Mesela insan hayatında konfor ve lüks hızla bağımlılık yapar. Bunun temel nedeni, acıdan ve rahatsızlıktan kaçınma illüzyonunu oluşturmasıdır. Acıdan ve rahatsızlıktan kaçınma, yine beyinde bir “hoşluk” hissi oluşturduğundan, bunun sonucunda da dopamin miktarının artacağını ön görebiliriz. Neticede bağımlılık yapan sinirsel süreçlerin temelinde “tatmin” mekanizması yer alır. Fakat bu mekanizmanın aşırı uyarımla kötüye kullanılması, ayar noktalarını değiştirerek, doğal olmayan dozlarda tatmin arama ve bağımlılık sürecini başlatır.[17]
          Sosyal medyayı kullanarak bir resim ya da video paylaştıktan sonra aldığımız beğeniler (like sayıları) beynimizdeki dopamin düzeyini arttırmakta bize kısa süreli mutluluklar yaşatabilmektedir. Bu durum psikologlar tarafından pozitif pekiştirme kuramı açıklanmaktadır.[18]Bu açıdan özel hayatımızın mahrem karelerini bir anlık mutluluk pahasına hiç düşünmeden internetin kontrolsüz dünyasına sunmaktan çekinmiyoruz.


Hedonik Birey          
         
          Kitle kültürünün biçimlendirdiği bireyin en önemli özelliklerinden biri de hazzı merkeze alan bir anlayıştır. Kökeni eski Yunan felsefesinde kadar giden hazcılık, bireyin hazzı merkeze alarak yaşamasını ve acıdan uzaklaşmasını tavsiye eder. Hedonist bireyi Yavuz Odabaşı Tüketim Kültürü adlı eserinde şöyle tarih eder:
Hedonist birey iyilik düzeyinin ancak bireyin arzuladığı hazza ulaştığında değerlendirilebileceğini savunur. Her birey haz ve acıyı deneyimler ve de birey kendisine haz ya da acı verecek durumlara aşinadır. Bunu neden istedim soruna istedim işte diye cevap veren bireyin güdüsü veya güdülenmesi zevk yönlü dolaysıyla hedonist midir? Bu sorunun cevabı birey bir şey istiyor ve bu da haz veriyorsa güdülenme hedonist olabilir. Hedonizm, bizi hazza götürecek ve acıdan sakınmamızı sağlayacak her yolun iyi ve güzel olduğunu söyler. İnsan doğası gereği acı veren şeylerden kaçınıp hazza yönelen ve hazzı elde etmek için peşinden koşan bir varlıktır.[19]
          Hazzı  merkeze alarak bir yaşam kuran bireyin hazza ulaşması da tabi bir durum olarak görülebilir. Fakat bu durumun bazı sakıncaları da beraberinde getirebilmektedir.  Ekstrem bir örnek olsa da Tayvan’da bir internet kafede 40 saat boyunca Diablo 3 oynayan 18 yaşındaki bir çocuk hayatını kaybetmiştir. Otopsi raporunda ise ölüm sebebi olarak uzun süre aynı pozisyonda kalmasına bağlı olarak oluşan kalp ve damarlarıyla ilgili sorun gösterildi. [20] Peki, bu kişiyi uzun süre hayattan kopartacak düzeyde bilgisayara bağımlı kılan nedir? Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi dopamin… Yani mutluluk hissinden başka bir şey değildir. Bugünkü modern bireyi hedonik bireye çeviren haz dışındaki amaçlara ikincil amaçlar olarak bakmasına zemin hazırlayan son derece materyalize bir dünya görüşü ile örüntülendirilen yaşam felsefesinden başka bir şey değildir. Günümüz bireyi dokunamadığı,  hissedemediği, maneviyattan uzak maddeye endeksli bir yaşama bağımlı hale gelmiştir. Çünkü yaşam tatminini içinde yaşadığı kültür tarafından birlikte şekillenmiştir. Kapitalist üretim süreçlerinin gelişmesi ile birlikte ortaya çıkan mal fazlalılığı bireylerin tatmin arayışları için birer araç olarak sunulmaktadır ve bireyler maddeye endeksli tatmin yönlü bir yaşamın figüranı olmaktadır.
          Sosyal medya bireye kendi yaşamını merkeze alarak yaptığı paylaşımların ona özne olma fırsatı sunarak bu tatmin yönlü yaşam anlayışına katkıda bulunmaktadır. Adorno, Aydınlanmanın Diyalektiği adlı ünlü eserinde bireyin bir kültür yaratıcısı değil, kültürün bizatihi ürünü olduğunu ifade eder.[21] Bireyin içinde yaşadığı kültür de bu materyalize edilmiş dünya görüşünü ona sunarak onun haz merkezli bir yaşam sürmesine zemin hazırlar. Çünkü ne de olsa Marksın dediği gibi insan bilinci maddeye koşullanmıştır.

Sonuç

Dünyamız özellikle son yıllarda inanılmaz bir ivmeyle değişiyor, dönüşüyor, başkalaşıyor. Düne dair ne kadar değer, norm, davranış, kalıpları varsa bugün için geçerliliğini kaybediyor ve biz bu hızlı değişen dünyanın içinde olan bitene bir mana vermeye çalışıyoruz. Bunda çok zorlandığımız da bir gerçek. Çünkü mevcut değişim dinamiklerini anlamak için geçmişin paradigmasıyla yoğrulmuş kavramları kullanıyoruz. O kavramların ihtiva ettiği anlamlar geçmişin referansları ile dolu. Oysa bizim ihtiyacımız olan şey ya mevcut kavramların ihtiva ettiği manaları esnetmek ya da mevcut durumu en iyi tasvir edecek yeni kavramlar bulmaktır.
          Bu çalışmamızda da bu kavramlardan magazin üzerinden duruma açıklık getirmeye çalıştık. Magazin kavramının sözlük anlamına baktığımızda ünlü kişilerin özeğinde gerçekleşen bir haber aktarım sürecinin olduğunu gördük. Oysa internet çağında artık geleneksel medyanın size sunduğu belli kişiler özeğinde bir magazin tanımlaması arkaik durmaktadır. Çünkü postmodernizmin de önemli argümanlarında biri,  merkezin kaybolması, otoritenin harc-ı alem hale gelmesi durumu söz konusudur. İnsanlar için ikonlar her ne kadar varlıklarını sürdürseler de internet sıradan insanlara da ikon haline gelme şansını vermiştir.
          Sadece tanınmış kişilerin değil, kendi hayatımızın da bir haber değeri taşıdığını düşündüğümüz için hayatımıza dair en mahrem anları bile sosyal medyaya yayınlamaktan çekinmiyoruz. Çünkü insanın kendini merkeze alarak hayatının haber değeri taşıdığını düşünmesi, özel olanı kamusal hale getirmesine de zemin hazırlamaktadır. Özel olan bir imajın ya da videonun özel hayattan çıkartılıp halka mal edilmesi gerektiği algısı geleneksel medyanın yürüttüğü magazini meşrulaştırıcı argüman  sosyal medya da aynı şekilde kullanılmaktadır.
          “Hayatlarımızı herkesin öğrenmeye hakkı var. Çünkü ben aynı zamanda bir magazinin öznesiyim. Geleneksel medyanın magazin adına bana sunduğu haberin pasif bir izleyicisi konumunda değilim” düşüncesi bugün sosyal medyada hüküm süren bu paylaşım ve ifade çılgınlığının düşünsel altyapısını oluşturmaktadır. Kaldı ki geleneksel medyanın izleyiciye verdiği pasif rol izleyicide doğrudan bir tatmin duygusu yaratmaz. Fakat bireyin magazinde özne konumuna yükselmesi beraberinde magazin adına paylaşılan hayatını nesne haline getirmekte ve bir çelişkiye de zemin hazırlamaktadır. Birey kendi hayatını nesne haline getirmek pahasına da olsa buna neden katlanır? Yukarıda açıkladığımız üzere bunun sebebi bir bağımlılıktır. Bu bağımlılığı besleyen en temel sebeplerden biri de dopaminin yol açtığı tatmin arayışıdır.  Like sayısına endeksli hale gelen mutluluk arayışı bugün hedonik olarak nitelenen bireyin de en temel özelliklerinden biridir.
          Sonuç olarak materyalize edilmiş dünya tasavvuru, biçimlendirdiği haz yönelimli bireyi, birçok alanda özne konumuna yükseldiği algısını ona aşılamakta ve ona yapay mutluluklar sunmaktadır.  Sanal mecralarda oynadığı özne rolü onu gerçek hayattan kopartmakta ve onu sanal bir fanusun içine hapsetmektedir. Bir mekanda denize karşı köpüklü bir kahveyi keyifle yudumlamak varken, bu anı yapay gülümsemelerin eşlik ettiği enstanteneye dönüştürüyor ve internet dünyasına gönderiyoruz. Karşılığında ise aldığımız ise paylaşımın altındaki like botununa tıklanma niceliğinden başka bir şey değil. Hayatı olağan akışına bırakıp yaşamak yerine her karesini kayıt altına alma psikolojisi ile paylaşım reflekslerini harekete geçiriyoruz. Bunun insan hayatından ne getirip götürdüğü daha detaylı çalışmaların konusu olacağı süphesizdir. Burada yapılan sadece biraz pesimist  de olsa bir durum değerlendirmesinden ibarettir.



Kaynakça
·         Adorno, T.W. ve Horkheimer M. (2010). Aydınlanmanın Diyalektiği. İstanbul: Kabalcı Yayınevi,  s. 169
·         Akar, E. (2010). Sosyal Medya Pazarlaması: Sosyal Webde Pazarlama Stratejleri. Ankara: Efil Yayınevi.
·         Dinç, A. (2000). İstanbul Radyosunun Öyküsü. ed. E. Çakıroğlu, İstanbul: YKY.
·         Dilmen, N. E. (2007). Yeni Medya Kavramı Çerçevesinde  İnternet GünlükleriBloglar ve Gazeteciliğe Yansımaları. Marmara İletişim Dergisi, Sayı:12 Şubat.
·         Furnham, A. (2014) Gerçekten Bilmezin Gereken 50 Psikoloji Fikri. (Çev: S. Ağıryürüyen). İstanbul: Domingo Yayınevi.
·         Gültekin, B. ve Köker, N. E. (2006), “İnternetin Halkla İlişkilere Etkisi: Sanal Ortamlarda İnteraktif Halkla İlişkilerin Yeni Kuralları.” Yeni İletişim Ortamları ve Etkileşim Uluslararası Konferansı Kitabı, 1-3 Kasım. İstanbul. 138-146
·         Karahasan, F. (2012). Taşlar Yerinden Oynarken: Dijital Pazarlamanın Kuralları. İstanbul: Doğan Kitap
·         Lester, D. H. (2012) Social Media: Changing Advertising Education, Online Journal of Communication and Media Technologies. Volume:2, Issue:1, January.
·         Marx, K. ve Engels, F. (2005). Komünist Manifesto. Ankara: ÜBL Yayıncılık.
·         McQuail  D. ve Windahl, S. (1993) İletişim Modelleri. Ankara: İmaj Yayınları.
·         Odabaşı, Y. (1999). Tüketim Kültürü. İstanbul: Sistem Yayıncılık.
·         Orçan, M. (2008). Osmanlıdan Günümüze Tüketim Kültürü. Ankara:Harf Eğitim Yayıncılık. s. 180
·         Postman, N. (2014). Televizyon: Öldüren Eğlence. İstanbul :Ayrıntı Yayınları.
·         Ulugay, O.(1983). 24 Ocak Deneyimi. Ankara:Hil Yayıncılık.





İnternet kaynakları







[1]  McQuail  D. ve Windahl, S. (1993) İletişim Modelleri. Ankara: İmaj Yayınları. s.91.
[4] Dinç, A. (2000). İstanbul Radyosunun Öyküsü. ed. E. Çakıroğlu, İstanbul: YKY. s. 53-226
[5] Orçan, M. (2008). Osmanlıdan Günümüze Tüketim Kültürü. Ankara:Harf Eğitim Yayıncılık. s. 180
[6] Ulugay, O.(1983). 24 Ocak Deneyimi. Ankara:Hil Yayıncılık. s. 13-14
[7] Postman, N. (2014). Televizyon: Öldüren Eğlence. İstanbul :Ayrıntı Yayınları. s. 101-102
[8]   Gültekin ve Köker, “İnternetin Halkla İlişkilere Etkisi: Sanal Ortamlarda İnteraktif Halkla
İlişkilerin Yeni Kuralları”, s.139.
[9] Akar, E. (2010). Sosyal Medya Pazarlaması: Sosyal Webde Pazarlama Stratejleri. Ankara: Efil Yayınevi.s. 4
[10] Dilmen, N. E. (2007). Yeni Medya Kavramı Çerçevesinde  İnternet GünlükleriBloglar ve Gazeteciliğe Yansımaları. Marmara İletişim Dergisi, Sayı:12 Şubat.
[12] Karahasan, F. (2012). Taşlar Yerinden Oynarken: Dijital Pazarlamanın Kuralları. İstanbul: Doğan Kitap. s. 131
[14] Lester, D. H. (2012) Social Media: Changing Advertising Education, Online Journal of Communication and Media Technologies. Volume:2, Issue:1, January.
[15] Marx, K. ve Engels, F. (2005). Komünist Manifesto. Ankara: ÜBL Yayıncılık. s. 30 
[18] Furnham, A. (2014) Gerçekten Bilmezin Gereken 50 Psikoloji Fikri. (Çev: S. Ağıryürüyen). İstanbul: Domingo Yayınevi. s. 15
[19]  Odabaşı, Y. (1999). Tüketim Kültürü. İstanbul: Sistem Yayıncılık. s. 110
[21]  Adorno, T.W. ve Horkheimer M. (2010). Aydınlanmanın Diyalektiği. İstanbul: Kabalcı Yayınevi,  s. 169

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder