19 Ekim 2014 Pazar
Nazlı Ilıcak ve Mürailik Üzerine
Tarih 2 mayıs 1999. O gün Türkiye demokrasi tarihinin en utanç verici günlerinden birini
yaşıyordu. Milletin oylarıyla seçilen Merve Kavakçı meclisten adeta linç
edilerek kovuldu. Yanında ise onu o dönem destekleyen fazilet partisinden
milletvekili nazlı ılıcak vardı. O
günleri ılıcak “adeta Jean Dark’ın İngiliz askerlerince ateşe atılması gibiydi”
şeklinde değerlendirirken cemaat medyası ise asker daha demokrat, becemediniz
bırakın kabilinden manşetlerle gazeteleri süslüyordu. O dönem nazlı ılıcak fazilet
partisinin milletvekiliydi. Linç sadece mecliste sürmedi o günün ardından DGM
başsavcısı Nuh Mete Yükselde sabahın erken saatlerinde Merve Kavakçının evine
baskın yapmış daha sonra bakanlar kurulu kararıyla vatandaşlıktan çıkarılmıştı.
O gün ona o zülmü reva görenlerin başınaki adam Bülent Ecevit cemaatin şefaatçi
listesine ilk sıradan girdi her ne hikmetse. Merve Kavaçı ile birlikte o zülmü
yaşayanlardan Nazlı Ilıcak'ta gülenin milli görüşçülere yaptığı ihaneti
görmezden gelerek bugün cemaat medyasına yapıştı. Oysa o kara lekeyi o linci
kim kaldırmıştı ortadan. 15 yıl önce başörtülü diye meclisten kovulan vekilin
hakkını kim iade etmişti ona? O dönem milli görüşü sırtından hançerleyen kimdi?
bazen insanların onurunu ayaklar altına alırlar ve sen de onun ayağa
kaldırırsın belki ona değil ama insana olan saygından ötürü bunu yaparsın.oysa zülme
uğrayan insan onurunu kurtaran insana değil de onurunun çiğneyen insana
bağlanır. Bunu stocholm sondormu ile açıklamak mümkündür. Yani tecavüzcüsüne
aşık olma sendromu.bizim kültürde böyle alengirli tanımlamalar yoktur belki ama
lafı gediğine oturtan darbı mesellerimiz vardır hani deveye diken insana
..neyse hadi ben kaçtım..
Okunması Gereken Temel Dini Kitaplar
1. Kuran
2. Riyazus Salihin
3. Kütübü Sitte
4. Büyük İslam İlmihali
5. Hanefi Fıkhı
2. Riyazus Salihin
3. Kütübü Sitte
4. Büyük İslam İlmihali
5. Hanefi Fıkhı
İzlenmesi Gereken 20 Film
1. Yüzüklerin Efendisi
2. Esaretin Bedeli
3. Matrix
4. Yeşil Yol
5. Baba
6. Dövüş Klubü
7. İp Man
8. Monte Kristo Kontu
9. Demir Maskeli Adam
10. Terminal
11. Vatansever
12. Büyük Hazine
13. Prestij
14. Pearl Harbour
15. Kara Şovalye
16. Robin Hood
17. Titanic
18. Transformers
19. Avatar
20. Eşkiya
2. Esaretin Bedeli
3. Matrix
4. Yeşil Yol
5. Baba
6. Dövüş Klubü
7. İp Man
8. Monte Kristo Kontu
9. Demir Maskeli Adam
10. Terminal
11. Vatansever
12. Büyük Hazine
13. Prestij
14. Pearl Harbour
15. Kara Şovalye
16. Robin Hood
17. Titanic
18. Transformers
19. Avatar
20. Eşkiya
Küreselleşmeyi Anlamak
Dünyamız
özellikle son yıllarda inanılmaz bir ivmeyle değişiyor, dönüşüyor,
başkalaşıyor. Düne dair ne kadar değer,
norm, davranış, kalıpları varsa bugün için geçerliliğini kaybediyor ve biz bu
hızlı değişen dünyanın içinde olan bitene bir mana vermeye çalışıyoruz. Aslında
bu o kadar da kolay değil. Çünkü mevcut değişim dinamiklerini anlamak için
geçmişin paradigmasıyla yoğrulmuş kavramları kullanıyoruz. Oysa o kavramların
ihtiva ettiği anlamlar geçmişin referansları ile dolu. Oysa bizim ihtiyacımız
olan şey ya mevcut kavramların ihtiva ettiği manaları esnetmek ya da mevcut
durumu en iyi tasvir edecek yeni kavramlar bulmaktır
İnsanoğlunun
dünya üzerindeki serüvenine baktığımızda günümüzün önemli fütüristlerinden
Alvin Toffler 3 değişim dalgasına işaret eder. Bunlardan birincisi tarım
devrimidir. Daha önceleri avcı ve toplayıcılıkla uğraşan insanoğlu için tarım
çok büyük bir devrimin kapılarını aralamıştır. Çünkü gıdanın lokasyonuna
endeksli olarak insanoğlu sürekli bir yerden bir yere göç etmekteydi. Oysa
tarım devrimi insanı yerleşik yaşama zorladı ve bunun sonucunda bugün modern
devlet dediğimiz devasa organizasyonların temelleri atıldı. İktidar kurumsallaştı,
modern ordular kuruldu, savaşlar sistematik yöntemlerle uygulanmaya başlandı,
mülkiyet kavramı gündeme geldi ve nihai olarak toplumsal eşitsizliklerin
nüveleri oluştu. Aslında dünyamızda ne kadar büyük bir değişim olsa da var olan
kurumlarımızın primitif modellemelerini o devirlerde görürüz. 2. Değişim
dalgası ise özellikle İngiltere’de başlayan buharlı makilerin fitilini
ateşlediği sanayi devrimi oldu. Bu
devrim insanoğlunun tüm üretim sistemini baştan aşağıya değiştirdi, dönüştürdü.
Tarım devriminin daha mikro ölçekli üretim kapasitesi endüstri devrimiyle
birlikte inanılmaz bir ivmeyle arttı.
Üretimde standardizasyon ve kitlesel üretim dönemi başladı. Büyük şehirlerde fabrikalar kuruldu ve emek
ihtiyacını karşılamak için köylerden şehirlere insan akını başladı. Böylece
modern kent dediğimiz daha kalabalık, kozmopolit şehirler kuruldu. İşçi sınıfı
ortaya çıktı. Fabrikaların ürettiği ürünlerle baş edemeyen tarım toplumundaki
zanaatkarlar yok olmaya başladı..Endüstrileşmeyle birlikte oluşan bu yeni düzende
mevcut yasal boşluklardan dolayı işçi
sınıfı büyük bir sömürü çarkının altında ezildi ve kapitalizmin eleştirisi
üzerinden başlayan yeni fikirler, ideolojiler ortaya çıktı. Sosyalizm, anarşizm
bunlardan birkaç tanesidir. Emek örgütlenerek sendikal faaliyetler ortaya çıktı
ve özellikle Avrupa ölçeğinde kitlesel halk hareketleri baş gösterdi. O dönemde
bu fikirleri ortaya atan kuramcıların düşüncesine göre kapitalizm çelişkileri
sonucunda çöküş dönemi yaşayacak ve sosyalist bir devrim tüm ülke sathına
yayılacaktı ama beklendiği gibi olmadı. Sosyalist devrim kapitalizmin hüküm
sürdüğü batı Avrupa’da değil tarımın ön plana çıktığı feodal güçlerin egemen
olduğu Rusya’da patlak verdi ve o günden sonra hiçbir şey eskisi gibi
olmayacaktı. İnsanoğlunun dünya üzerindeki son değişim dalgasını ise bilgi ya
da enformasyon devrimi dediğimiz dalga oluşturdu. İnsanlığın yaşadığı bu son
değişim dalgasının başladığı zamanı net olarak belirleyemeyiz belki ama temsili olarak özellikle Amerika’da beyaz
yakalıların mavi yakalıları geçtiği 1950’li yılların ortalarını gösterebiliriz.
İkinci dünya savaşından sonra dünya kapitalist ve komünist blok olmak üzere
polarize oldu. Her bir dünya kendi ekonomik, siyasi ve toplumsal dinamikleri
itibari ile birbirlerinden çok farklı idi. Amerika’nın başını çektiği kapitalist
blok serbest piyasanın hüküm sürdüğü, özgürlükçü bir dünya olarak ön plana
çıkarken Rusya’nın önderliğini yaptığı ve ardından Çin devrimi ile güç kazanan komünist blok eşitsizliğe meydan
okuyarak tüm özel mülkiyete savaş açan eşitlikçi bir dünya olarak kendini
pazarlıyordu. Bu sistemde İnsanların elindeki mallar hızlı bir şekilde devletin
tekeline alındı. Emir kumanda ekonomisi ile birlikte devlet tüm ekonomik
faaliyetlerin ana aktörü haline getirildi. Bilgi devrimi özellikle kapitalist
batı ülkelerindeki toplumsal yaşam üzerinde etkili oldu. Bilgisayar, internet
ve iletişim teknolojilerinin gelişmesi ile birlikle artık bilgi zaman ve mekan
sınırlaması olmaksızın dünyanın dört bir yanına çok hızlı bir şekilde yayıldı. Bilginin
yanında paranın ve kısmen de olsa emeğin dünya üzerindeki mobilizasyonu
küreselleşme denilen daha önce insanoğlunun pek vakıf olmadığı yeni bir
kavramla bizi tanıştırdı. Artık eski dünyada geçerli olan sınırlar yavaş yavaş
silinmeye başladı, küresel ticaretin önündeki engellerden gümrük duvarları
kaldırıldı. Para ve sermaye inanılmaz bir hızla gezegeni bir uçtan bir uca
dolaşmaya başladı. Bu durum ayrı zamanda ülkeler arasında oluşmaya başlayan
ağları da güçlendirdi. Artık dünya insan beynindeki sinir hücreleri gibi birbirlerine
pek çok bağla eklemlenen ağ kümesi haline getirildi. Bir ülkede meydana gelen
bir kriz artık diğer ülkelerde de hissedilmeye başlandı. Üretim maliyetlerini
daha da azaltmak için fabrikalar ucuz iş gücünün ve hammaddenin bulunduğu
ülkelere transfer edilmeye başlandı. Çünkü dünya üzerindeki ulusal sınırların
ekonomik düzlemde pek bir şey ifade etmediği aşikardı. Bu dünyada artık kendi
ülkenizin sınırları içinde hapsolup dünyada soyutlanmak pek mümkün görünmüyor.
Yeni Başlayanlar için 10 Soruda Cemaat ve İktidar Kavgası
1. Daha
düne kadar cemaat ve hükümet arasından su sızmazken, şimdi neden düşman
oldular?
Aslında cemaat ve iktidar arasında uzun zamandan beri üstü
kapalı da olsa bir çatışma vardı. Bunun en temel sebebi ise güç savaşı olarak
özetlenebilir. Bunun gün yüzüne çıkması ise dershaneler meselesinde oldu. Daha
önce 2012 yılının 7 Şubatında MİT müsteşarının bir savcı tarafından ifadeye
çağırılması ve başbakanın MİT müsteşarını ifadeye gitmeme konusunda onu tembihlemesi
başbakanın cemaat konusunda kuşkularını arttırdı. Bunun öncesinde 2010 Mayıs’ında
Mavi Marmara da şehid edilenler için
fettullah gülenin “otoriteden izin alsaydılar” ifadesi de bu çatışmanın ilk
nüvesini oluşturmuştu. Dershanelerin kapanmasının gündeme gelmesiyle cemaat
medyası gizli fişleme belgelerini yayımladı ve iki taraf arasında şiddetin dozu
arttı nihayetinde 17 aralık operasyonunda ise ipler tamamen kopmuştu.
2. Peki
hükümetin iddia ettiği paralel yapı ne demektir ve hükümet tarafından neden
sürekli olarak gündeme getirilmektedir?
Paralel yapı devasa bir devlet
aygıtının belli noktalarına sirayet eden hiyerarşiden bağımsız kendi amaçları
için çalışan devlet organlarına sızmış faklı görevlerdeki memurların
oluşturduğu özerk bir iç yapılanmadır. Bunlar da tıpkı diğer memurlar gibi
görünür fakat amirlerinin dışında farklı organlardan emir alarak tüm devlet
hiyerarşisinin bozarlar ve illegal olarak iş görürler. Bazen hazzetmedikleri
bir gazeteciyi ya da bir askeri hapse tıkmakla kalmaz hükümetleri bile
devirmeye teşebbüs ederler. Hükümetin paralel yapılanmadan sürekli yakınmasının
nedeni ise işte bu hiyerarşiye karşı gelip kendi ajandalarını uygulamak
istemelerinden kaynaklanmaktadır.
3. Somut
olarak bu paralel yapılanma devletin daha çok hangi noktalarında mevki işgal
etmektedir?
Eğer devlet içinde bir paralel
yapılanmaya girişildiği vakit önce istihbarattan işe başlanır. Bunun yolu da Emniyet
Genel Müdürlüğü gibi stratejik kurumlarda işe alım süreçlerindeki etkinlikten
geçer. Yeterli sayıda personel emniyetin stratejik birimlerine yerleştirilmeye
başlar. Özellikle terörle mücadele, kaçakçılık ve organize suçlar gibi. Bu
noktalara mebzul miktarda personeli yerleştirirken eş zamanlı olarak yargı
alanına nüfuz etmeniz gerekir. Hâkim ve savcı olarak ilk etapta olabildiğince
çok sayıda personele ihtiyaç vardır. Daha sonraki aşama ise siyasetle güçlü
bağlantılar yoluyla yüksek mahkemelere sızmaktan geçer ki bunun en önemli ayağı
da HSYK’dır. Çünkü hemen hemen tüm yüksek yargı organlarındaki üyeler HSYK
üyeleri arasından seçilir ve siz HSYK’yı ele geçirirseniz diğer yüksek yargı
organlarına da çok rahat sızarsınız ki 21 üyeli HSYK’nın 13 tanesi eski adalet
bakanının uyarısına rağmen başbakan tarafından alnı secdeli diye cemaatçilere
verilmişti. Bununla birlikte stratejik bakanlıklardaki müsteşar genel müdür ve
daire başkanı gibi önemli bürokratik kademelere yerleşilir. Böylece devletin
dışındaki organik bir bağın temelleri
atılır.
4. Bu paralel
yapılanma nasıl çalışır bu kadar birbirinden farklı insanlar nasıl olur da aynı
amaçlar etrafında toplanabilir?
Paralel yapılanmanın sistematik
çalışabilmesi için o ilde veya bölgede kod adlarıyla bilinen büyük abiler
vardır. İşler daha yukarıdan verilen talimatla belli illegal prosedürle
yapılır. Öncelikle cemaatin hoşuna gitmeyen bir yazar mı var hemen belli noktalarda
bulunan polisler yargı kararına dahi gerek duymadan yıllarca onu dinlemeye
alırlar. Bazen de bir savcı saçma sapan gerekçelerle insanları dinler ve belli
bir aşamadan sonra iddia namesini hazırlar. Kimi zaman polislerin bile
iddianame hazırladıkları olur savcılık belki editoryal anlamda iddianameye
destek sunar. İddianame tamamlanmadan ya da tamamlandıktan sonra operasyonun
düğmesine basılır. Aynı kafadaki polisler baskını yaparlar eş zamanlı olarak operasyondan
kareler medyaya sızdırılır. Amaç daha hükmü kesinleşmeden onu kamuoyu nezdinde
mahkum etmektir. Bu ise yargılamaların daha kolay yapılacağı anlamına gelir. Yani
medyaya sızdırılan tüm materyaller yapılan illegal yargılamanın meşruiyet
ayaklarını oluşturur. Cemaatin savcısı polisi daha sonra golü atacak olan
cemaatin hakimine denk getirilir ki bu hakim bazen nöbetçi hakim bile olabilir
istedikleri mahkumiyet kararını verirler. Savcı-polis-hakimin yaptığı kolektif
çalışma sonucu cemaat canını sıkan bir kişiden daha böylece kurtulmuştur.
5. Cemaatin
hükümet üzerine giderek gerçekleştirmek istediği amaç nedir?
Cemaatin şimdilik en önemli amacı
fazla zayiat vermeden bu dönemi atlatmak ki bunu yapabilmesinin yolu da
hükümeti olabildiğince zayıflatmaktan geçiyor. Çünkü hiçbir dönemde cemaate
karşı bu kadar kararlı bir duruş sergilenmedi. Cemaatin hükümeti
zayıflatmasının en kestirme yolu da yerel seçimlerde ak partiye karşı en güçlü
aday kimse onu desteklemek ve oy oranlarını olabildiğince aşağıya çekebilmek
eğer bunu yaparsa daha sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Tayyip Erdoğan Çankaya’ya
çıkamaz ve oy oranı da azalırsa farklı bir koalisyonla cemaat yoluna gene devam
eder.
6. Peki
bu kadar ayakkabı kutuları bulundu para kasaları bulundu cemaatin hiç mi
haklılık payı yok yani ak parti 12 yıldır hiç mi yolsuzluk yapmadı?
Bulunan para kasaları ve ayakkabı
kutuları içindeki paralar daha önceki sorumda da ifade ettiğim gibi hükmü
kesinleşmeden bir insanı kamu vicdanında mahkûm etmekten başka bir şey
değildir. Daha önce Ergenekon davasında da bir şüphelinin evinde hayvan pornosu
bulundu ve bunlar medyaya ivedilikle servis edildi o insanın tüm onuru ve
şerefi ayaklar altına alındı sonunda bulunan materyallerin o kişiye ait
olmadığı polis tarafından oraya konulduğu gerçeği ortaya çıktı. Ayrıca bir
teğmenin de telefonuna polis tarafından bir takım numaralar kaydedilerek
Ergenekoncularla bağlantısı varmış gibi gösterildi.İşte bunların hepsi bir manipülasyondur ve amaç
insanları daha yargılanmadan vicdanlarda mahkum etmektir. Ak parti iktidarı
koskoca bir devlet aygıtının başındaki partidir ve emrinde milyonlarca insan
vardır bunların tümünün temiz olduğunu kimse iddia edemez ama bir insanın
yapmış olduğu yolsuzlukta koskoca bir partiye genellenemez.
7. Bir
insan bir herhangi bir cemaate bağlı olup da devlet kademesinde çalışamaz mı?
Tabi ki çalışabilir bunda hiçbir
sorun yoktur ama devlet hiyerarşisinin gereği amirlerinden değil de bağlı
olduğu cemaatten veya intisap etmiş olduğu şeyhten emir alırsa bu hiyerarşi
bozulur ve ortada devlet diye bir organizasyon kalmaz. Şuanda yaşadığımız
olayları sürekli yaşamak durumunda kalırız.
8. Daha
düne kadar cemaat hükümetin en büyük destekçisi iken bugün neden sürekli
yolsuzlukları gündeme getiriyor son 3 ayda mı oldu bütün yolsuzluklar?
Cemaat hükümetin yolsuzluklarını
sürekli gündeme getirmesindeki sebep hükümeti yolsuzluklar üzerinde
zayıflatmaktır. Bunun da altında yatan sebep elbette ki çıkar çalışmasıdır.
Cemaat daha önce yolsuzluk yapılmış olsa dahi bunu gündeme getirmemiştir buna
göz yummuştur ama hükümette cemaatin yaptığı hukuksuzluklara göz yummuştur.
Avrupa parlamentosunda hapse atılan gazetecilerin cemaatin düzmece suçlardan
hapse atıldığını değil cemaatin istediği tarzda bir beyanda bulunarak onların
terörist faaliyetlerde bulunduklarını ileri sürmüştür. Hükümetin bu
hukuksuzluklara göz yummasının en büyük sebebi ise darbecilere karşı
gerçekleştirdikleri başarılı faaliyetlerden dolayıdır. Yani hükümet büyük
resimden dolayı cemaatin yaptığı illegal
faaliyetlere engel olmamıştır. İşte bu da cemaati bir güç sarhoşluğuna itmiş ve
hükümetin politikalarına karışma cüreti elde etmesine zemin hazırlamıştır.
9. Cemaat
ileride bir parti kurar mı?
Sanmıyorum çünkü buna gerek yok.
İktidar alternatifi olabilecek bir partiye sülük gibi yapışıp çıkar çatışması
olduğu bir dönemde de onu asit gibi eriterek yeni koalisyon arayışları cemaat
için çok daha mantıklı olacaktır.
10.
Peki
düzelü mü?
Umarım!!!
Kellik Üzerine Bir Şiir
Dediler ki tarihe karışacak bu kellik
Aradım ilacını günlerce fellik fellik
Akılın olmadığı yerde kıl olmaz hep dediler
İçimde taşıdığım ümitleri yediler
Her erkeği korkutur bu kellik kehaneti
Kafamı da kurcalar bu saçın ihaneti
Kafada durmak varken neden dökülür ki saç
Kral kel olmasa da kafasında durur taç
Ya biz ne yapalım kral da olmadık
Bu kelliğin çaresini yıllarca bulamadık
Hep bir ümit yeşerttik belki bulunur diye
Urfa'daki amcamın tepkisi oldu siye
Yıllarca denemedik ilaç da bırakmadık
Belki dökülür diye berbere taratmadık
Dökülen her tel şaç ümidimizi kırdı
Kırmakla da kalmadı sabrımızı taşırdı
Son çare olaraktan saç ektirmeye gittik
Yıllarca biriktirdiğimiz paraları yitirdik
Saçlar oldu çim adam vay başıma gelenler
Geçin bakalım karşıma ey kafamı delenler
Cemaatin Ergenekon'daki taktiği
Türkiye siyaseten ciddi bir
buhran içerisinde. Özellikle 17 aralık “algı operasyonu” ile başlayan süreçte
cemaat ve ak parti arasındaki gerilimde ciddi vitesler yükseltildi. Cemaat
kendi medyasında ve ak partiye yakın medya arasındaki savaşta artık her şey
mübah. Elbette bunu besleyen faktörler arasında ak partinin ve ileri
gelenlerinin kışkırtıcı söylemleri de var. Buradan sulh çağrısı falan yapacak
değilim zira o eşik çoktan aşıldı. Ak parti elindeki devasa devlet aygıtının
cemaatin üyelerini pasivize etmekte kullanacak ama bunda ne kadar başarılı
olacağı şuan için kestirilemiyor. Bunda cemaatin üyelerinin sayıca fazla oluşu
ve çok iyi kamufle oldukları gerçeği sebep olarak gösterilebilir.
Üzerinde ciddi kafa yorulması
gereken bir zaman diliminde yaşadığımız aşikar. Çünkü daha düne kadar cemaatin
madyası yandaş medya deyinde ilk akla gelen medya olurken bugün cemaat daha
düne kadar kendi gibi hükümeti desteyken medyayı yandaş medya olarak
aşağılıyor. 11 yıldır aynı medya kategorisinin içinde olan bir cemaat
medyasının böylesine bir çarkı açıklamak için çok karmaşık tevillere analizlere
gerek yok. Türkçesine göre Arapçada daha etkili bir kavram vardır bunu onunla
pekala açıklayabiliriz:menfaat. Yani çıkarı bugün için ak partinin yanında
olmayı gerektirmeyen bir dini organizasyon olarak tanımlanan cemaat başka
arayışlar peşinde olduğu söylenebilir. Ama şu bir gerçek ki cemaatin de kafası
karışık. Bir yandan hrant dinkin katledilmesinin arkasındaki hukuksuzlukların
mimarı cemaatçi polisleri savunurken diğer yandan hrantın en yakın
arkadaşlarından ermeni hayko bağdatı programlarına davet edip hükümete küfür
ettirmekte bir beis görmüyorlar. Mezkur yazar ne zaman cemaate ufaktan
dokundurmaya geçse hemen salvoların yönünü mahir bir manevrayla tekrar hükümete
döndürmeyi başarabiliyorlar. İşte cemaatin aklı böyle sinsiliklere çok iyi
basıyor ama keşke izleyicileri salak yerine koymasalar. Mesela bugün hukukun
bağımsızlığı diye atılan nutukları, çekilen diskurları neden acaba hukukun
tarafsızlığı için de yapmıyorlar. Hukuk siyasetten, çıkardan çevresel
etmenlerden bağımsız olmalı da bir takım ideolojilerden münezzeh olmamalı mı?
Yargı siyasetten emir almamalı da bir takım cemaatlerin ve odakların dümen
suyuna mı girmeli? Yargının bağımsızlığı neden yargının tarafsızlığı ile at
başı gitmiyor da sadece belli bir cihetten mütaala edilebiliyor?burda cemaatin
bahsettiği hukuk yargı üzerine irtifak hakkı olan bir hukuktur. 12 eylül
refandumunda yargının belli bir statüko vesayetinden çıkıp özgürleşeceğine
inanmıştık ama gelin görün ki yargı bir statükonun nüfuzundan çıkıp başka bir
statükonun esiri oldu. Elbette bundaki
tek kusur cemaate yüklenemez. Hükümetin koskoca bir yargı erkini belli bir
cemaate nasıl teslim ettiğinin üzerinde ciddi manada durulmalıdır. Anayasa
erkler ayrımını yaparken o erklerin kimlerle vücuda getirileceğinden bahsetmez.
Yasama yürütme ve yargı erkinde söz sahibi olması gereken o niteliklere haiz
olanlardır. 12 eylül yargının bir vesayetten başka bir vesayete geçtiği bir
tarih olmuştur ne yazık ki.
Türkiye’de yargının neden
bağımsız ve tarafsız olması gerektiğine dair yüzlerce argüman sıralanabilir
fakat burada en çarpı olanlardan bahsedeceğiz. Askeri darbeler konusunda çok
tecrübeli olduğumuz söylenebilir. 1960 ile başlayan ve hemen hemen her 10 yılda
bir askeri darbelere düçar olmuş yine de ayakta kalabilmiş bir devletimiz var. Bunun
öncesinde Osmanlıdan kalma sayısız tecrübelerimiz de vakidir. Ama yargı
destekti bir polis darbesine ilk defa şahit oldum. Yargının belli odaklara
teslim edildiğinde nasıl farklı yollar bularak hükümete yıkıcı bir darbe
indirdiğini artık anlamış bulunmaktayız. Tabi burada ifade edilmesinde zaruret
hasıl olan bazı hususlarda var. Olay sadece yargı ve hükümetin emrinde olması
gereken polis arasındaki şaibeli rabıtadan kaynaklanmıyor. Olay çok daha
karmaşık ilişkilerin, bağlantıların da varlığını su yüzüne çıkarıyor. Yargı,
istihbarat, bürokrasi siyaset, sivil toplum, ekonomi, uluslar arası güçler
medya ve bunun gibi pek çok faktör
ideolojik argıtları da devreye sokup sistematik bir manipülasyona kapı
aralıyor ve bunu da bir senfoni gibi uyum içerisinde gerçekleştiriyor. Bütün bu
farklı değişkenler arasında bir rabıtanın olmadığı olayın bir criminal eylem
üzerinden değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor. Ve sürekli gazetelerde
televizyonlarda ayakkabı kutusundaki paralar ve şifreli kasalar gösterilip
algının güya materyallerle kanıtlarla desteklenmesi sağlanıyor. İyi ama neden
şimdi seçime 3 ay kala? Neden dersane meselesinden sonra dediğimizde “ayakkabı
kutusundaki paraları ve şifreli kasaları görmeyelim mi savunması yapılıyor?
Başta ifade ettiğimiz hususa tekrar gönderme yaparsak hukukun üstünlüğüne bu
kadar riayet eden bir hareketin “soruşturmanın gizliliği”, “masumiyet karinesi”
gibi evrensel ilkelerden bihaber oluşunu nasıl açıklayacağız? Zikredilen medyanın
daha önceden de bu ilkeleri irgalamadığını biliyoruz. Ergenekon kapsamında bir
askerin bilgisayarında hayvan pornosu bulundu diye insanların itibarları
payimal edilip daha sonra hata yapıldığı ortaya çıkarıldı. Bir askerin
bilgisayarına malum cenahtan bir polisin bir takım numaralar kaydedip daha
sonra “sehven oldu” saçmalığına sarılmalarına ne demeli. Bir deniz binbaşı için
daha da vahim durum var. Amirallere suikastten içeri alınıp daha sonra tutuksuz
yargılanıp sonra tekrar tutuklama emri çıkarma ve bunun ruhunda açtığı yaranın
etkisiyle hayatına son vermesi ve bugün o davada herkes beraat etti. Bu
askerimiz de intihar etmeseydi aklanacaktı ama hayatına son verdi. Ergenekon’un
kasası Kuddusi okkıra hiç girmeyelim isterseniz. Bugün kendimizi kandırılmış
hissediyoruz. Bu davaya inandık ve her türlü hukuksuzluğuna da göz yumduk ama
mızrak çuvala şığmadığı gibi mazlumun ahı da şahı kaldırmanın eşiğine geldi.
Bütün bu hukuksuzluklara imza atan tertemiz cemaat bugün hukukun bağımsızlığını
ağzına alabiliyor. Hukukun üstünlüğünden dem vurup Avrupa standartlarını bize
hatırlatabiliyor. Sormak lazım tabi insanları peşinen şuçlu gösterip intihar
etmenlerine sebep olmak hangi Avrupa standardında var. İşte derdi millet için
hukuk olmayanların sonları da böyle saçmalamak oluyor.
Ergenekon davası sürecinde
hükümet hem yürütme erkinde olmanın sorumluluğu hem de cemaate olan güveninden
kaynaklı olarak bu yapılan hukuksuzluklara inandı ve savunmak zorunda kaldı.
Askeri vesayeti bitirmek için cemaate tanıdığı sınırsız kredi devlet içinde
paralel yapılanma olarak hükümete döndü. Bugün hükümet bundan bir çıkış yolu
arıyor ama işi gerçekten çok zor çünkü cemaat bir sülük ve asit gibi
çalışıyor.kendi çıkarı için kullanacağı hükümete önce sülük gibi yapışıyor her
türlü ayrıcalığı koparıp devlette yapılanıyor bu yapılanma kendi içinde
bağlantılarını kuruyor sistemi tıkır tıkır işletiyor. Beğenmediği bir gazeteci
mi var hemen hakkında cemaatçi bir savcı düzemece bir iddianame hazırlıyor yine
cemaatçi bir polisle operasyonun düğmesine basılıyor. Baskın yapılan evde özel
mözel dinlemeden soruşturmayla alakalı olsun ya da olmasın her şey hemen
medyaya servis ediliyor halka nazarında itibarı yerle bir ediliyor sonra belli
mahkemelerde defteri dürülüyor ve dört duvar arasında çürümeye terk ediliyor ve
bu kirli çark sürekli olarak böyle işliyor. Buna biri dur dediği zaman da
Hanefi avcı gibi solculara işkenceden sabıkalı bir emniyet müdürünü insanların
zekasına hakaret edercesine devrimci karargah örgütünden içeri tıkıyorlar.
Saçma sapan gerekçelerle insanların telefonlarını dinliyorlar ve iddianame
düzenliyorlar. Son örneklerden nedim şeneri de başbakana suikastten
dinlemişler. İşte hükümete sülük gibi yapışan cemaat ile hümümet arasına ne
zaman bir sorun çıksa menfaati ile uyuşmayan bir olan meydana gelse o zaman
cemaat farklı bir özelliğini devreye sokuyor:asit. Bundan sonra daha düne kadar
her türlü hukuksuluğu yapmanın verdiği rahatlıkla hükümete etmediği yalakalığı
burakmayan cemaat bu kez başlıyor eleştiri bombardımanına.eleştiri ama ne
eleştiri hükümeti yıkmak için her türlü şantajı devre sokuyor kabul görmeyince
de yeminli muhalis edasıyla daha düne kadar söylediklerini bugün yalanlıyor.
Ekonominin çok iyi gittiğini, demokratik anlamda ciddi gelişmeler
kaydedildiğini ifade eden cemaat bu kezde her şeyin çok kötü gittiğini bir an
önce bu hükümetin yıkılması gerektiğini inceden inceden fısıldamaya başlıyor.
Ak partinin halk nazarındaki algısını değiştirmek için yolsuzluklar üzerinden
hükümete hertürkü saldırıyı başlatıyorlar. Adeta bir asidin maddeyi eritmesi
gibi ak partiyi de eritmeye başlıyorlar. Yeter ki devlet içinde kurdukları
kirli tezgah bozulmasın. Ellerine verilen bu yetkiler alınmasın gene
istedikleri gibi insanları haksız yere suçlayıp hapse tıksınlar.
Olayın bir başka boyutunu daha
ifade etmek isterim. Bir cemaat ve hükümet arasında bir sorun baş gösterdi mi o
cemaatin varsa medyası hükümeti eleştirir hatta hükümetin biran önce gitmesini
açıktan dillendirebilir. Bunda hiçbir beis yoktur. Ama önceden ifade edilen bir
hususla bağlantılı olarak ifade edersek bir cemaat Türkiye’nin sermayesini
arkası alma gereğini neden duyar. Daha düne kadar hiçbir bağlantısı olduğuna
inanmadığımız bir takım baronların, iş adamlarının bir takım güneyde sevilen devletlerin
bugün cemaatle flört ettiğine şahit oluyoruz. Bu kadar samimi idiniz de neden
haberimiz yok tu yoksa düşmanımın düşmanı dostumdur edasıyla 21 milyon insanın
gönül verdiği bir hareketi bu bağlantılarla mı düşüreceksiniz. Hani sizin
işiniz Allaha hizmetti. İsrail’le, baronlarla kurulan kirli ilişkilerle hükümet
düşürüp Allaha nasıl hizmet ettiğinizi düşünüyorsunuz. Daha düne kadar sermaye
çevrelerinin Türkiye’de siyaseti dizayn ettiğinden yakınan siz değil miydiniz?
Yoksa takiyye mi yapıyordunuz. Bu sermaye çevreleriyle bağlantı kurmak için
gariban Uganda halkının Petrolunu baronlara peşkeş çekmek hangi kitapta yazar..
her şeyden önemlisi kendini bir alim olarak pazarlayan zatın bu işlerle ne
ilgisi olur.şeytandan ve siyasetten Allaha sığınırım diyen beziüzzamanın bu
umdesinin bediüzzamanın talebesi olduğunu idda eden sizler nazarından hiçbir
itibarı yok mudur?
Tarihe not düşsün diye.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




