19 Ekim 2014 Pazar

Küreselleşmeyi Anlamak

Dünyamız özellikle son yıllarda inanılmaz bir ivmeyle değişiyor, dönüşüyor, başkalaşıyor. Düne dair ne kadar   değer, norm, davranış, kalıpları varsa bugün için geçerliliğini kaybediyor ve biz bu hızlı değişen dünyanın içinde olan bitene bir mana vermeye çalışıyoruz. Aslında bu o kadar da kolay değil. Çünkü mevcut değişim dinamiklerini anlamak için geçmişin paradigmasıyla yoğrulmuş kavramları kullanıyoruz. Oysa o kavramların ihtiva ettiği anlamlar geçmişin referansları ile dolu. Oysa bizim ihtiyacımız olan şey ya mevcut kavramların ihtiva ettiği manaları esnetmek ya da mevcut durumu en iyi tasvir edecek yeni kavramlar bulmaktır
İnsanoğlunun dünya üzerindeki serüvenine baktığımızda günümüzün önemli fütüristlerinden Alvin Toffler 3 değişim dalgasına işaret eder. Bunlardan birincisi tarım devrimidir. Daha önceleri avcı ve toplayıcılıkla uğraşan insanoğlu için tarım çok büyük bir devrimin kapılarını aralamıştır. Çünkü gıdanın lokasyonuna endeksli olarak insanoğlu sürekli bir yerden bir yere göç etmekteydi. Oysa tarım devrimi insanı yerleşik yaşama zorladı ve bunun sonucunda bugün modern devlet dediğimiz devasa organizasyonların temelleri atıldı. İktidar kurumsallaştı, modern ordular kuruldu, savaşlar sistematik yöntemlerle uygulanmaya başlandı, mülkiyet kavramı gündeme geldi ve nihai olarak toplumsal eşitsizliklerin nüveleri oluştu. Aslında dünyamızda ne kadar büyük bir değişim olsa da var olan kurumlarımızın primitif modellemelerini o devirlerde görürüz. 2. Değişim dalgası ise özellikle İngiltere’de başlayan buharlı makilerin fitilini ateşlediği sanayi devrimi oldu.  Bu devrim insanoğlunun tüm üretim sistemini baştan aşağıya değiştirdi, dönüştürdü. Tarım devriminin daha mikro ölçekli üretim kapasitesi endüstri devrimiyle birlikte inanılmaz bir ivmeyle  arttı. Üretimde standardizasyon ve kitlesel üretim dönemi başladı. Büyük  şehirlerde fabrikalar kuruldu ve emek ihtiyacını karşılamak için köylerden şehirlere insan akını başladı. Böylece modern kent dediğimiz daha kalabalık, kozmopolit şehirler kuruldu. İşçi sınıfı ortaya çıktı. Fabrikaların ürettiği ürünlerle baş edemeyen tarım toplumundaki zanaatkarlar yok olmaya başladı..Endüstrileşmeyle birlikte oluşan bu yeni düzende mevcut  yasal boşluklardan dolayı işçi sınıfı büyük bir sömürü çarkının altında ezildi ve kapitalizmin eleştirisi üzerinden başlayan yeni fikirler, ideolojiler ortaya çıktı. Sosyalizm, anarşizm bunlardan birkaç tanesidir. Emek örgütlenerek sendikal faaliyetler ortaya çıktı ve özellikle Avrupa ölçeğinde kitlesel halk hareketleri baş gösterdi. O dönemde bu fikirleri ortaya atan kuramcıların düşüncesine göre kapitalizm çelişkileri sonucunda çöküş dönemi yaşayacak ve sosyalist bir devrim tüm ülke sathına yayılacaktı ama beklendiği gibi olmadı. Sosyalist devrim kapitalizmin hüküm sürdüğü batı Avrupa’da değil tarımın ön plana çıktığı feodal güçlerin egemen olduğu Rusya’da patlak verdi ve o günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. İnsanoğlunun dünya üzerindeki son değişim dalgasını ise bilgi ya da enformasyon devrimi dediğimiz dalga oluşturdu. İnsanlığın yaşadığı bu son değişim dalgasının başladığı zamanı net olarak belirleyemeyiz belki  ama temsili olarak özellikle Amerika’da beyaz yakalıların mavi yakalıları geçtiği 1950’li yılların ortalarını gösterebiliriz. İkinci dünya savaşından sonra dünya kapitalist ve komünist blok olmak üzere polarize oldu. Her bir dünya kendi ekonomik, siyasi ve toplumsal dinamikleri itibari ile birbirlerinden çok farklı idi. Amerika’nın başını çektiği kapitalist blok serbest piyasanın hüküm sürdüğü, özgürlükçü bir dünya olarak ön plana çıkarken Rusya’nın önderliğini yaptığı ve ardından Çin devrimi ile  güç kazanan komünist blok eşitsizliğe meydan okuyarak tüm özel mülkiyete savaş açan eşitlikçi bir dünya olarak kendini pazarlıyordu. Bu sistemde İnsanların elindeki mallar hızlı bir şekilde devletin tekeline alındı. Emir kumanda ekonomisi ile birlikte devlet tüm ekonomik faaliyetlerin ana aktörü haline getirildi. Bilgi devrimi özellikle kapitalist batı ülkelerindeki toplumsal yaşam üzerinde etkili oldu. Bilgisayar, internet ve iletişim teknolojilerinin gelişmesi ile birlikle artık bilgi zaman ve mekan sınırlaması olmaksızın dünyanın dört bir yanına çok hızlı bir şekilde yayıldı. Bilginin yanında paranın ve kısmen de olsa emeğin dünya üzerindeki mobilizasyonu küreselleşme denilen daha önce insanoğlunun pek vakıf olmadığı yeni bir kavramla bizi tanıştırdı. Artık eski dünyada geçerli olan sınırlar yavaş yavaş silinmeye başladı, küresel ticaretin önündeki engellerden gümrük duvarları kaldırıldı. Para ve sermaye inanılmaz bir hızla gezegeni bir uçtan bir uca dolaşmaya başladı. Bu durum ayrı zamanda ülkeler arasında oluşmaya başlayan ağları da güçlendirdi. Artık dünya insan beynindeki sinir hücreleri gibi birbirlerine pek çok bağla eklemlenen ağ kümesi haline getirildi. Bir ülkede meydana gelen bir kriz artık diğer ülkelerde de hissedilmeye başlandı. Üretim maliyetlerini daha da azaltmak için fabrikalar ucuz iş gücünün ve hammaddenin bulunduğu ülkelere transfer edilmeye başlandı. Çünkü dünya üzerindeki ulusal sınırların ekonomik düzlemde pek bir şey ifade etmediği aşikardı. Bu dünyada artık kendi ülkenizin sınırları içinde hapsolup dünyada soyutlanmak pek mümkün görünmüyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder