Dünyamız
özellikle son yıllarda inanılmaz bir ivmeyle değişiyor, dönüşüyor,
başkalaşıyor. Düne dair ne kadar değer,
norm, davranış, kalıpları varsa bugün için geçerliliğini kaybediyor ve biz bu
hızlı değişen dünyanın içinde olan bitene bir mana vermeye çalışıyoruz. Aslında
bu o kadar da kolay değil. Çünkü mevcut değişim dinamiklerini anlamak için
geçmişin paradigmasıyla yoğrulmuş kavramları kullanıyoruz. Oysa o kavramların
ihtiva ettiği anlamlar geçmişin referansları ile dolu. Oysa bizim ihtiyacımız
olan şey ya mevcut kavramların ihtiva ettiği manaları esnetmek ya da mevcut
durumu en iyi tasvir edecek yeni kavramlar bulmaktır
İnsanoğlunun
dünya üzerindeki serüvenine baktığımızda günümüzün önemli fütüristlerinden
Alvin Toffler 3 değişim dalgasına işaret eder. Bunlardan birincisi tarım
devrimidir. Daha önceleri avcı ve toplayıcılıkla uğraşan insanoğlu için tarım
çok büyük bir devrimin kapılarını aralamıştır. Çünkü gıdanın lokasyonuna
endeksli olarak insanoğlu sürekli bir yerden bir yere göç etmekteydi. Oysa
tarım devrimi insanı yerleşik yaşama zorladı ve bunun sonucunda bugün modern
devlet dediğimiz devasa organizasyonların temelleri atıldı. İktidar kurumsallaştı,
modern ordular kuruldu, savaşlar sistematik yöntemlerle uygulanmaya başlandı,
mülkiyet kavramı gündeme geldi ve nihai olarak toplumsal eşitsizliklerin
nüveleri oluştu. Aslında dünyamızda ne kadar büyük bir değişim olsa da var olan
kurumlarımızın primitif modellemelerini o devirlerde görürüz. 2. Değişim
dalgası ise özellikle İngiltere’de başlayan buharlı makilerin fitilini
ateşlediği sanayi devrimi oldu. Bu
devrim insanoğlunun tüm üretim sistemini baştan aşağıya değiştirdi, dönüştürdü.
Tarım devriminin daha mikro ölçekli üretim kapasitesi endüstri devrimiyle
birlikte inanılmaz bir ivmeyle arttı.
Üretimde standardizasyon ve kitlesel üretim dönemi başladı. Büyük şehirlerde fabrikalar kuruldu ve emek
ihtiyacını karşılamak için köylerden şehirlere insan akını başladı. Böylece
modern kent dediğimiz daha kalabalık, kozmopolit şehirler kuruldu. İşçi sınıfı
ortaya çıktı. Fabrikaların ürettiği ürünlerle baş edemeyen tarım toplumundaki
zanaatkarlar yok olmaya başladı..Endüstrileşmeyle birlikte oluşan bu yeni düzende
mevcut yasal boşluklardan dolayı işçi
sınıfı büyük bir sömürü çarkının altında ezildi ve kapitalizmin eleştirisi
üzerinden başlayan yeni fikirler, ideolojiler ortaya çıktı. Sosyalizm, anarşizm
bunlardan birkaç tanesidir. Emek örgütlenerek sendikal faaliyetler ortaya çıktı
ve özellikle Avrupa ölçeğinde kitlesel halk hareketleri baş gösterdi. O dönemde
bu fikirleri ortaya atan kuramcıların düşüncesine göre kapitalizm çelişkileri
sonucunda çöküş dönemi yaşayacak ve sosyalist bir devrim tüm ülke sathına
yayılacaktı ama beklendiği gibi olmadı. Sosyalist devrim kapitalizmin hüküm
sürdüğü batı Avrupa’da değil tarımın ön plana çıktığı feodal güçlerin egemen
olduğu Rusya’da patlak verdi ve o günden sonra hiçbir şey eskisi gibi
olmayacaktı. İnsanoğlunun dünya üzerindeki son değişim dalgasını ise bilgi ya
da enformasyon devrimi dediğimiz dalga oluşturdu. İnsanlığın yaşadığı bu son
değişim dalgasının başladığı zamanı net olarak belirleyemeyiz belki ama temsili olarak özellikle Amerika’da beyaz
yakalıların mavi yakalıları geçtiği 1950’li yılların ortalarını gösterebiliriz.
İkinci dünya savaşından sonra dünya kapitalist ve komünist blok olmak üzere
polarize oldu. Her bir dünya kendi ekonomik, siyasi ve toplumsal dinamikleri
itibari ile birbirlerinden çok farklı idi. Amerika’nın başını çektiği kapitalist
blok serbest piyasanın hüküm sürdüğü, özgürlükçü bir dünya olarak ön plana
çıkarken Rusya’nın önderliğini yaptığı ve ardından Çin devrimi ile güç kazanan komünist blok eşitsizliğe meydan
okuyarak tüm özel mülkiyete savaş açan eşitlikçi bir dünya olarak kendini
pazarlıyordu. Bu sistemde İnsanların elindeki mallar hızlı bir şekilde devletin
tekeline alındı. Emir kumanda ekonomisi ile birlikte devlet tüm ekonomik
faaliyetlerin ana aktörü haline getirildi. Bilgi devrimi özellikle kapitalist
batı ülkelerindeki toplumsal yaşam üzerinde etkili oldu. Bilgisayar, internet
ve iletişim teknolojilerinin gelişmesi ile birlikle artık bilgi zaman ve mekan
sınırlaması olmaksızın dünyanın dört bir yanına çok hızlı bir şekilde yayıldı. Bilginin
yanında paranın ve kısmen de olsa emeğin dünya üzerindeki mobilizasyonu
küreselleşme denilen daha önce insanoğlunun pek vakıf olmadığı yeni bir
kavramla bizi tanıştırdı. Artık eski dünyada geçerli olan sınırlar yavaş yavaş
silinmeye başladı, küresel ticaretin önündeki engellerden gümrük duvarları
kaldırıldı. Para ve sermaye inanılmaz bir hızla gezegeni bir uçtan bir uca
dolaşmaya başladı. Bu durum ayrı zamanda ülkeler arasında oluşmaya başlayan
ağları da güçlendirdi. Artık dünya insan beynindeki sinir hücreleri gibi birbirlerine
pek çok bağla eklemlenen ağ kümesi haline getirildi. Bir ülkede meydana gelen
bir kriz artık diğer ülkelerde de hissedilmeye başlandı. Üretim maliyetlerini
daha da azaltmak için fabrikalar ucuz iş gücünün ve hammaddenin bulunduğu
ülkelere transfer edilmeye başlandı. Çünkü dünya üzerindeki ulusal sınırların
ekonomik düzlemde pek bir şey ifade etmediği aşikardı. Bu dünyada artık kendi
ülkenizin sınırları içinde hapsolup dünyada soyutlanmak pek mümkün görünmüyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder