Giriş
Teknolojinin gelişmesi ile birlikte kitle iletişim araçları da özellikle
20. Yüzyılda inanılmaz bir hızla gelişmiş ve çeşitlenmiştir. Kitle iletişim
araçlarının gelişmesi birbirinden faklı içeriklerin bu medyalarda yer bulmasına
da zemin hazırladı. Haber, spor, magazin bunlardan sadece birkaçıdır. Daha önce
yazılı basında kendine yer bulan konular kitle iletişim araçlarının
gelişmesiyle birlikte önce radyoya daha sonra televizyona taşındı. Bugün ise
onları sosyal medyada görmekteyiz. Fakat sosyal medyanın geleneksel medyalarda
farklı olarak daha kullanıcı odaklı olduklarını biliyoruz. Bunun en temel
sebeplerinden biri kullanıcının geleneksel medyadaki gibi pasif değil içeriğin
yaratılmasında başat rol oynadığı için aktif bir konumda olmasına bağlanabilir.
Örneğin geleneksel medyada tanınmış, ünlü kişilerin hayatları üzerinden bir
magazin sunumu gerçekleştirilirken sosyal medyada kullanıcı üzerinden bir
magazinleşme sunumu yapılmaktadır.
İnternet teknolojisinin gelişmesi ile birlikte insanların kendileri ifade
ettikleri mecraların da sayısı çeşitlilik kazandı. Bu yeni alternatif mecralardan
biri de sosyal medyadır. Bundan kabaca 10 yıl önce hayatımıza giren sosyal
medya bir toplumsal varlık olan insanı, hayatını, hayata bakışını yeniden
biçimlendirdi. Geleneksel medyanın tek yönlü iletişiminden; gücü kullanıcıya
transfer eden çift yönlü bir iletişime zemin hazırladı. Artık geleneksel
medyanın gündem belirleyerek izleyicinin pasif olarak konumlandığı bir medyadan;
gündemin, içeriğin bizatihi yaratıcısı ve başlatıcısı olan aktif kullanıcıya
doğru bir değişim ve dönüşüm gerçekleşmiştir. Bu ise kuşkusuz internet çağında
önemli bir kilometre taşıdır.
Medyanın içeriği aynı zamanda gündemimiz de belirleyen bir özelliğe
sahiptir. Gündem belirleme kuramına göre kişiler gündemde olan konuların neler
olduğunu ve bunları önem derecesi hakkında bilgi sahibi olmaktadırlar.[1] İnternet mecrasında
özellikle sosyal medyada ise durum
gündem belirleme kuramının ileri sürdüğü süreçleri izlemez. Burada içeriğin
yaratıcısı olan kullanıcı başat rol oynar.
Bu makalenin asıl konusu, genel olarak bu iki medyanın karşılaştırması
değil. Zaten böyle bir konuyu da hacmi sınırlı bir makalede ele almak pek
mümkün görünmüyor. Burada asıl yapılmak istenen “magazin” kavramı üzerinden iki
medyayı karşılaştırmak. Magazinin birbirinden farklı iki medyada yani
televizyon ve internette nasıl ele alındığını anlamaya çalışmak. Bireyin bu iki
medyadaki magazinin neresinde yer aldığını irdelemek…
Magazin’in Tanımı ve Etimolojisine dair
Fransız kökenli bir sözcük olan magazin Türk Dil Kurumu sözlüğünde halkın çoğunluğunu ilgilendirecek, çeşitli
konulardan söz eden, bol resimli yayın ve genellikle sanat, eğlence ve spor
dünyasında tanınmış kişilerle ilgili haber ve yorum olarak tanımlanır. [2] Tanımdan da anlaşılacağı üzere magazin
konvansiyonel medyadaki durum üzerinden tanımlanmıştır. Yani magazin haberinin
öznesi, tanınmış ya da ünlü bir kişi olmalıdır. Bu çalışmamızda geleneksel
medya paradigması ile şekillenen bu tanımın sosyal medya ile ne kadar realiteye
tekabül ettiğini sorgulayacağız.
Magazin kelimesinin etimolojisine baktığımızda ise Fransızca magasin
"ambar, depo, mağaza" sözcüğünden ve Venedikçe magazín "gemi
ambarı" sözcüğünden alıntıdır.[3] Görüldüğü gibi bugün
magazin kelimesine anlamı etimolojik kökeninden çok faklı anlamlar yüklenerek
günümüzde kullanılan anlama doğru evrilmiştir.
Merakla Başlayan serüven
Magazin başta ünlü, tanımış ve zengin olmak üzere başkalarının
hayatlarına dair bir merak üzerine başlar. İnsanoğlunun en temel
özelliklerinden biridir merak. İnsan dışında hiçbir tür bu denli merak
duygusuna sahip değildir. Merak aynı zamanda insanın yeni bilgiler öğrenmesine
vesile olan bir güdüdür. Merak sayesinde felsefe yaparak varlığın ne olduğunu,
bilginin kaynağını, ahlakın ve güzelliğin neye karşılık geldiğini sorgulamaya
başladık. Merak sayesinde yaşadığımız dünyayı keşfedip onu değiştirip
dönüştürme şansına sahip olduk. Merak ederek elektromanteyik dalgaların
doğasını öğrenip çok kısa süre içinde bir mesajı bir kıtadan diğerine ulaştırarak
kitle iletişim çağını başlattık. Merakın tarihi aynı zamanda insanlığın
keşiflerinin tarihi ile birlikte okunması gereken bir konudur.
Merak bize sadece felsefi sorular sordurarak bilimsel keşifler yapmamızı
mı sağladı? Bu soruya evet cevabı verebilmek için indirgemeci bir bakış açısına
sahip olmak gerekiyor. Oysa insan bunların ötesinde çok boyutu olan bir
varlıktır. İnsanoğlu öncelikle sosyal bir varlıktır. Çünkü bir toplum halinde
yaşamını sürdürür. Bu toplum içinde düşünür, değer yargıları üretir onları
uygular. Bu toplum içinde belli kurallara göre yaşar. Sosyalleşme dediğimiz
olgu tam da bu noktalara gönderme yaparak tanımlanır.
Geleneksel Medya
Teknolojinin baş döndürücü hızda
ilerlemesi bir zamanlar insanın hayal dahi edemediği teknolojilere “geleneksel” yaftasının yapıştırılmasına
zemin hazırlıyor. Televizyon ve radyo bu duruma verilecek en bariz
örneklerdendir. Bundan yüzyıl önce hayatımızda televizyon ve radyo yoktu. Daha
çok basılı medya dediğimiz gazeteler bu noktada kitlesel medyanın yerine işlev
görmekteydi. Onun da insanlar için ciddi sınırlılıkları vardı. Okuma
yazma düzeyi, gazete üretim ve dağıtımın nispeten kısıtlı olması, teknolojik
olanaklar gibi sayılabilecek pek çok faktör yazılı basının kitlesel düzeyini
mütevazı kılan sebepler arasında sayılabilir. Yaklaşık yüzyıl önce gerçekleştirilen devrim
niteliğindeki gelişmelerin paralelinde transistorlu radyolar icat edildi.
Radyolar sayesinde artık bir merkezden çıkan ses, ışık hızı ile çok uzak
mesafeler kat ederek hanelere girebiliyor ve onların hayatlarına
dokunabiliyordu. Genel olarak kamuyu ilgilendiren haberler, bir radyo
programına konu olmakla birlikte müzik ve eğlence programları da zamanda radyoda
yer bulmaya başladı. Devletler, bu kitlesel medyayı ideolojik aygıt olarak
ürettikleri siyasetin meşrulaştırılmasında bir araç olarak kullanmaktaydılar. Türkiye
toplumunun da radyo ile ilk kez tanışması, 1926’ya kadar gitmesine rağmen genel
olarak hükümet politikalarının halka anlatılmasında bir propaganda aracı olarak
kullanıldığını görmekteyiz. [4]
Türkiye’de ilk televizyon yayınları
ise 1968’de başlamış, renkli ekran yayınlarına 1980 gibi geç bir tarihte ancak
geçilebilmiştir. Bu tarihlerde Avrupa renkli ekran televizyonlara çok önce
geçmişken siyah beyaz televizyonlar gelişmemiş ülkelere “artık” teknoloji olarak transfer
edilmekteydi. [5]
1980’li yıllar Türkiye için küresel sisteme entegre olduğu bir dönemi ifade
eder. Türkiye gümrük duvarları ile çevrili, ithal ikameci politikalardan
ihracata yönelik sanayileşme modelini benimsemiştir.
Osman
Ulugay bu durumu şöyle dile getirmektedir:
“1980’de ithal ikamesi yoluyla
sanayileşme modelinin Türkiye’deki uygulaması sınırlanıra varırken demokrasi de
var olan biçimiyle işlerliğini yitirmiş görünüyordu. Bu koşullar altında hem
ekonomik hem de politik yapıda temele yakın tuğlaları da yerinden oynatmayı
gerektirecek yapı değişiklikleri gündeme geliyordu. Böylesine bir yapı
değişikliğinin yeniden yapma öğesinin yanı sıra hatta belki de ön koşulu olarak
mevcudu kısmen yıkma öğesini de içermesi kaçınılmazdı.”[6]
Türkiye de 24 Ocak kararları ile
ekonomik sistemini değiştirmiş ve bunun sonucu tüketime de yansımıştır. Renkli
televizyonların hayatımıza girmesi yaşam biçimlerimizi de değiştirmiş ve bu
durum tüketim alışkanlıklarımız üzerinde de belirleyici olmuştur.
Bir Eğlence Aracı olarak Televizyon
Bir kitle iletişim aracı olarak
televizyon genel olarak bir eğlence makinesi olarak algılanabilir. Neil
Postman’ın Televizyon: Öldüren Eğlence adlı kitabında televizyonun sadece
izleyiciye eğlenceli temalar sunmadığını aynı zamanda tüm temaları da eğlence
olarak sunduğunu ve bunun bir sorun oluşturduğunu ileri sürer. Başka bir ifade
ile eğlenceyi televizyondaki söylemin bir üst ideolojisi olarak algılar. Burada
neyin gösterildiği ve yansıtıldığın pek bir önemi yoktur. Buradaki temel tez
her şeyin bir eğlence ve haz gözetilerek sunulmasıdır. [7] Bu açıdan bakıldığında
magazinin bir tema olarak televizyona uygun bir içerik olduğunu düşünebiliriz.
Televizyon, izleyici kitlesi olarak
diğer mecralarla kıyaslandığında daha kolay tüketilebilir. Bir radyo programını
dinlerken salt dinleme eylemi bile belli düzeyde bir dikkat gerektirir. Çünkü
dinlenen içeriğin algılanması için sesin dışında destekleyici her hangi bir
unsur olmadığı gibi tekrardan dinleme şansınız da yoktur. Televizyonda ise yayına
verilen program ses ile birlikte görüntü ile de desteklenir. Dolaysıyla bu
durum izleyicinin televizyon karşısında radyoya nazaran daha pasif olmasına
zemin hazırlar. Televizyonun bir eğlence aracı olmasında temel sebeplerden biri
de izleyiciye sunduğu bir rahatlıktır. Çünkü televizyon karşısında vakit
geçirirken herhangi bir zihinsel çaba içerisine girmemektedir. Oysa bir gazete
okumak okuyucuya bu denli konfor sunmaz.
Televizyonda Magazin Sunumu
Çalışmamızın temelini, magazinin
televizyon ve sosyal medyada nasıl yer aldığı ve tüketildiği oluşturmaktadır. Bu
açıdan magazinin televizyonda bir tema olarak
nasıl yer aldığı önem arz etmektedir. Magazin yukarda farklı
kaynaklardan yapılan alıntılarla açıklandığı üzere daha çok insanları
ilgilendiren ünlü ve tanınmış kişilerin hayatlarına dair haber, yorumları kapsar.
Televizyonda sunulan magazin yukarıda
verilen tanımlarda da ifade edildiği üzere genellikle bir ünlü ve tanınmış kişi
üzerinden gerçekleştirilir. Onların nerede, kimlerle oldukları, ne yaptıkları,
yaşadıkları birliktelikler kısaca tüm özel hayatları mercek altına alınır ve
bir program formatında izleyiciye sunulur.
Bunun için görevlendirilen magazin muhabirleri zaman zaman kişilerin
rızasına dayanmaksızın özel hayatın gizliliğini ihlal ederek gizli görüntüler
alarak programa zenginlik katmayı amaçlar. Kimi zaman bir eğlence mekânından
çıktıktan sonra ünlü ile yapılan röportajlar, kimi zaman bu kişilerin
yaşadıkları ilişkileri gizlemek adına muhabirlerden kaçtıkları anlar ekrana
getirilmekte ve izleyicilere sanki kamuyu ilgilendiren çok önemli bir haber
olarak sunulmaktadır. Bu haber sunumunda etkili olan bir diğer öğe de haberin
sunumunu gerçekleştiren dış sesin kullandığı ses tonudur. Genellikle ŞOK ŞOK
ŞOK, FLAŞ FLAS, AZ SONRA gibi insanların merak etmesini sağlayan ilgi çekici
sözlere paralel olarak kullandıkları tonlamalar, kişilerin özel hayatlarına
dair basit olayların izleyici nezdinde önemli olarak algılanmasını sağlamayı
amaçlamaktadır. Yani haber içeriğinin önemsizliği, kullanılan tonlamalarla
kompanse edilmeye çalışılmaktadır.
Magazin programları, içerik itibariyle
ünlü ve tanınmış kişileri merkeze alarak yapılan programlar olduğu için bu kişiler haberin öznesi olarak
algılanabilir. Fakat televizyonun her şeyi bir eğlence paketi halinde sunduğu
göz önüne alınırsa ünlülerin salt bir özne olarak değerlendirilemeyeceği aynı
zamanda birer haber nesnesi haline de geldikleri de görülmektedir. Çünkü
haberin inşasında televizyonlar magazin figürünü istedikleri şekilde
biçimlendirmektedirler. Eğlence ve bilhassa rating gibi parametler bu konuda
belirleyici olmaktadır. Eğlencenin gerektirdiği durum magazinin öznesi olması
gereken kişiyi nesne düzeyine indirgeyebilmektedir.
Magazin, ünlü ve tanınmış kişiler ile
medya arasında zaman zaman gerçekleştirilen bir simbiyotik ilişkiye de kapı aralar.
Örneğin bir magazin figürünün ünlü olarak algılanmasının ölçütlerinde biri de
medya da görünür olmaktır. Bunun için de bu kişiler bazen gerçek olamayan bir
ilişki ile medyada görünür olmak isteyebilirler. Özellikle piyasaya çıkacak bir
kasetten, bazen de vizyona girecek bir sinema filminden önce gerçekleşen bu
türden haberler ünlü kişiyi gündemde tutarak piyasaya sunacağı film veya
kasetlerin de yüksek satış rakamlarına ulaşmasını sağlayabilir. Öte yandan bu
durum televizyonların magazin muhabirleri için kolayda haber olarak
algılanabilir. Bu açıdan değerlendirme yapıldığı takdirde yapılan işin iki
taraf açısından da faydalı olduğu sonucuna ulaşılabilir. Bu değerlendirme kimi
zaman izleyici tarafından haksız bir şekilde de yapılabilmektedir. Ünlü kişilerin
yaşadıkları ilişkiyi reklam aşkı olarak değerlendiren pek çok sayıda yorum ve değerlendirmeye
sosyal medya da rastlamak mümkündür.
Magazin muhabirleri ile ünlü kişiler
arasında iki tarafın lehine olacak türde simbiyotik ilişkinin yanında çoğu
zaman zoraki bir ilişki vardır. Magazin muhabirleri yaptıkları iş itibari ile
ünlü kişilere muhtaçtır. Çünkü ürettiklerin haberin konusunun ünlüler teşkil
etmektedir. Nasıl ki parlamento muhabirinin işi parlamentodaki olayların haberleştirilerek
izleyiciye sunmak ise magazin muhabirinin de işi ünlü kişilerin hayatlarını
haber haline getirerek izleyiciye sunmaktır. Aynı şekilde ünlülerin sevenleri
nezdinde farkındalıklarının artması, biraz da magazin haberlerine bağlıdır.
Magazin haberleri sadece bir ünlünün
evlenmesi, bir ilişki yaşaması (kaçamak yapması), arkadaşları ile bir yerde
eğlenmesi gibi eğlenceli durumlar üzerine kurgulanmaz. Bir magazin haberinin
sansasyonel olması yukarıdaki eğlenceli durumlardan ziyade bir tartışma, söz
dalaşı ve hatta kavga gibi olumsuz durumlara daha çok bağlıdır. Çünkü
insanların bu türden olumsuz olaylara karşı algıları daha seçicidir. Örneğin
bir gelin-damat ve düğün konvoyu görmek dikkatinizi bir miktar çekebilir; fakat
iki kişinin bir söz dalaşına girmesi hatta kavgaya tutuşması ise çoğu zaman
daha fazla dikkat çeker. Bazen insanların kavga eden iki kişiyi ayırmak yerine
dakikalarca bu kavgayı izlediğine şahit
oluruz. Bu durum bir magazin haberine konu olduğu zaman izleyiciler bunu daha
çok önemserler. Bu açıdan iki ünlünün söz dalaşına girmesi, tartışması hatta
mümkünse kavga etmesi magazin muhabirleri için bulunmaz bir nimettir.
Magazin haberlerinin bir kısmında
ünlülerin birbirlerine sataşmaları ve bir tartışma başlatmalarında bu
haberlerin diğer magazin haberlerine nazaran etkili olduğu algısı vardır. Kaldı
ki bir ünlünün diğerini övmesi çoğu zaman haber değeri bile taşımazken bir
ünlüye karşı hakaret etmesi en sansasyonel haber olarak magazin müdürlerin
tarafından yayınlanır. Bazen iki ünlü arasında bir tartışma çıkması için
magazin muhabirleri de çaba harcar. Örnek olarak bir ünlünün başka bir ünlüye
yaptığı iğneleyici bir yorum hakkındaki düşünceleri diğerine sorulur. Çoğu
zaman verilen tepki bir tartışmanın alevlenmesine zemin hazırlar.
Magazin haberlerindeki bu kurgusal
yapı izleyici tarafından fark edildiği için çoğu zaman izleyiciye inandırıcı gelmez. Çünkü
izleyici magazine konu olan her haberin arkasında gizli bir reklam algısını
çoğu zaman taşır fakat yine de izler. Kimi zaman hayatın getirdiğini zorlukları
dışında farklı bir atmosfere geçmek, kimi zaman ünlülerin neler yaptıklarını
merak etmek, kimi kez trendleri takip gibi pek çok saik ile magazin haberleri
tüketilmektedir.
İnternetin Evrimi
Özellikle internet teknolojisinin her
geçen gün gelişmesi ve yenilenmesi ile birlikte hayatımıza olan etkisinin daha
da arttığına şahit olmaktayız. Dünya bilginin üzerinde taşındığı ve iletildiği
bir internet coğrafyası haline gelmiş ve internet gelişmişliğin temel
kriterlerinden biri olmuştur. [8] Analog olan içerikten
dijital olana geçiş, iletim ve çoğaltımın niteliğini değiştirmiş ve böylece
bilginin alışverişinde ve bilgiye ulaşmada devrimsel bir gelişim yaşanmıştır.[9] Örneğin bundan 10 yıl önce
internet erişimi bu kadar fazla olmadığı gibi insanların hayatları üzerinde de
bugünkü kadar etkili değildi. İnternetin doğası da bidayette televizyon ve
radyo gibi tek yönlü ve asitmetrikti. Yani kullanıcı düzeyinde durum, var olan
internet sitesinden içerik olarak faydalanmakla birlikte bu içeriğe herhangi
bir tepkiyi mümkün kılmamaktaydı. Tıpkı bir kitabı okumak ama ona dair herhangi
yorum yapamamak gibi.
İnternet mecrası zamanla diğer bilinen
ortamları da bünyesine katmayı başardı. Buna çoklu ortam ya da başka bir
değişle multi medya denilmektedir. Metin, durağan görüntü, hareketli görüntü ve
ses gibi özellikleri barındırır.[10] İnternetin içerik olarak
gelişmesi kademe kademe ama hızlı bir şekilde olmuştur. İlk etapta yazının
içerik olarak baskınlığı, ses, görüntü ve video gibi alternatif içeriklerle birlikte azalmış ve çoklu ortamların
oluşmasına zemin hazırlamıştır. Çoklu ortamlardan özellikle video gibi
içerikler internette kapladıkları boyut itibari ile çeşitli zorlukların
yaşanmasına sebep olmuştu. Bundan birkaç yıl öncesine kadar bile internete
video yüklemek ve izlemek büyük bir sorun olarak görülmekteydi. Youtube gibi
video paylaşım platformların kısa sürede bu kadar büyümesinin de temel
sebeplerinden biri de budur.
Artık internet bugün bir sitenin
kullanıcıya bir içerik sunduğu ve içeriğin kullanıcı tarafından salt okunduğu,
izlendiği bir mecra olmaktan bir hayli uzaklaşmıştır. İnternet artık başlı
başına içeriğin kullanıcı tarafından inşa edilme şansına sahip olduğu bir
dönemi yaşamaktadır. Bugün kullanıcılar bir sözcüğün anlamı için bile resmi
sitelerden çok içeriğin belli kullanıcı tarafından oluşturulduğu popüler sözlük
sitelerinden yararlanmaktadır. Bir örnek vermek gerekirse Alexa verilerine göre
Türk Dil Kurumunun resmi sitesi Türkiye’de ilk 235’te yer alırken Eksisözlük 6.
Sırada yer almaktadır. [11] Artık insanlar internet mecrasında sadece
işin uzmanları tarafından hazırlanan içeriği değil, sıradan insanlar tarafından
yaratılan içeriği merak edip tüketmektedir.
Postmodernizmin, modernizmden farklılaşan
özelliklerinden biri de belli bir otoritenin reddedilip onun yerine özneyi ikame
eden bir sistem öngörmesidir. Bu sistemde otoritenin öngördüğü belli bir doğru
yerine sujeye endeksli bir doğru kavramı vardır. Fatoş Karahasan bu durumu
şöyle açıklamaktadır:
“Geçmişte,
tarih sadece önemli insanların ve önemli olayların çerçevesinde yazılırdı. Kayıtları
tutan merciler, devletlerin, yöneticilerin kararlarını, bildirilerini
arşivlemekle yükümlüydü. Egemenlerin tarih anlamlarında insanların günlük
yaşamlarının kesitleri bir takım sosyolojik ve antropolojik veriler olmaktan
öteye gidemezdi. İnternet, bireyin yaşamını ön plana aldı. Tarihi sıradan
insanlar yazıyor artık. Bireyler, sosyal ağlarlarda hayatlarının kesitlerini
fotoğraflar, videolar, yazılar ve arkadaş yorumlarıyla birlikte yayınlıyor ve
kayıt altına alıyorlar. Böylece yaşananlar artık resmi tarihçilerce değil
sıradan insanların yorumlarıyla ölümsüzleşiyor.”[12]
Geçmişin
otorite merkezli asimetrik dünyası internet ile birlikte bir simetriye kavuştu.
Artık kitle dediğimiz kavram iradesiz yığınlardan ibaret değil. Onların da
doğruları, yanlışları, değerleri, ilkeleri var. Bireyler televizyonda sadece
otorite olarak kabul edilen kişilerin doğruları üzerinden dünyayı
kavramsılaştırmıyorlar. Aksine sıradan
insanların söyledikleri onlar için çok daha ilgi çekici.
İnternet Dünyasında Yeni Bir Fenomen:
Sosyal Medya
İnsanların sosyal bir varlık olduğu
bugün sosyolojinin kabul ettiği temel düzeyde bir realitedir. İnsan doğadaki
pek çok hayvan gibi belli bir topluluk içinde yaşamını sürdürür. Hayvanlardan
farklı olarak insanlar bu toplumda yazısız ve yazılı kurallara bağlı olarak
yaşar ve onları içselleştirir. Bu kurallara aykırı hareket ettiği zaman ise
bazı yaptırımlarla karşılaşır. Bu yaptırımların türü duruma bağlı olarak kimi
kez devlet gücü ile desteklerken çoğu zaman etik ve ahlaki normlarla birey
üzerinde bir sosyal baskı aracı olarak işlev görür.
İnsanın sosyal bir varlık olması
kullandığı teknoloji üzerinde de belirleyici olabiliyor. Sosyal medya bunun en
çarpıcı örneklerinden biridir. Sosyal medya, birey için sosyalleşmenin sadece
bir toplumun içinde değil aynı zamanda internette de gerçekleştirilebileceğini
bize göstermiştir. Hiç tanımadığımız bir kişi ile zaman ve mekan sınırı
olmaksızın fikir paylaşımları yapıyor, arkadaşlık kurabiliyoruz. İnternetin
çoklu ortamlara izin veren altyapısı ile birlikte artık etkileşim düzeyinin
seviyesi daha da yükselmiştir.
Sosyal Medyada Magazin
Sosyal medyanın sosyalleşme
konusundaki rolünden bahsettikten sonra makalenin asıl irdelemek istediği
konuya geçebiliriz. Bu makale televizyon ve sosyal medya üzerinden magazin kavramının
nasıl farklılaştığı üzerine kaleme alınmıştır. Önceki bölümlerimizde magazinin
geleneksel medyada özellikle televizyonda nasıl çalıştığını ifade ettik. Hatta
referans aldığımız tanımların bile geleneksel medya üzerinden yapılan magazin
bağlamında oluşturulduğunu gördük. Fakat bugünün değişen ve yenilenen
dünyasında özellikle internetin hayatımız üzerinde çok etkili olduğu bir
zamanda geçmiş paradigmalarını barındıran bu tanımların da eksik kaldığını
görmekteyiz. Örneğin magazin dediğimiz olgu, sadece ünlü ve tanınmış kişilerin
hayatlarının haberleştirilmesinden ibaret olabilir mi ? Her şey gibi magazinde bize sunulan ve haber
değeri taşıdığı düşünülen bazı ünlü kişilerin hayatları gerçekten de magazin
haberlerine konu olmayı ne kadar hak ediyor? Kriminal olayların bir öznesi
olmadan sıradan insanlar da ünlü insanlar gibi birer magazin figürü haline
gelemezler mi? Geleneksel medyada bu pek mümkün olmasa da internet mecrasının
yeni fenomeni sosyal medya da bu artık mümkün.
Sosyal medya sadece sıradan insanlar
için değil ünlü insanlar için bile kendini ifade etmenin en kolay yolu olarak
karşımıza çıkmaktadır. Yazdığınız bir ileti, paylaştığınız bir resim ya da
video hiçbir montaj ya da filtreden geçmeden doğrudan yayınlanır. Bu açıdan
geleneksel medyanın dolaylı anlatımına karşı doğrudan bir ifade fırsatı sunar. Bu
avantajı sosyal medyanın önemli avantajlarından birini oluşturur. Ayrıca bir
magazin figürünün haber konusu yapılıp televizyonda yer almasından sonra her
hangi bir dönüt alma fırsatı olmadığı için bu durum, ünlü kişi için bir dezavantaj
oluşturur. Oysa sosyal medya üzerinden yaptığı bir paylaşımın geri dönüşünü
saniyeler içinde ekranına düşebilmektedir. Ünlüler için hayran kavramı, artık bir
konserdeki yığınlar ibaret değil, onunla doğrudan iletişim kurma fırsatı
yakalamış eşit bireydir. Geleneksel medyadaki tek yönlü iletişimin
antidemokratik doğası sosyal medyadaki çift yönlü iletişimin demokratik doğası
ile yer değiştirir. Arap baharının oluşmasına zemin hazırlayan da bir
geleneksel medyadan yükselen bir değişim çığlığı değil, sosyal medya tarafından
örgütlenen bir isyan dalgasıdır.
Sosyal Medyanın Gücü
Sosyal medyanın insanların
sosyalleşmesinde önemli bir araç olarak kabul edildiğini biliyoruz. Bugün
insanlar internette bilhassa sosyal medya da saatlerini harcamaktadır. Bununla
ilgili olarak bir çok araştırma verileri yayınlanmakta ve her geçen gün internette
harcanan zaman daha da artmaktadır. Ocak 2016’da “We are social” tarafından Digital 2016 raporu yayınlandı. Yapılan
araştırma da çok çarpıcı sonuçlar ortaya çıkmıştır.
Digital’in 2016 Raporuna göre;
· 7.395 Milyar olan Dünya nüfusundan
internete bağlanan insan sayısı 3.419 milyar.
· Dünyada, sosyal medyayı aktif olarak
kullanan kişi sayısı 2.307 milyar.
· Dünyada mobil cihaz kullanıcısı
sayısı 3.790 milyar.
· Mobil cihaz üzerinden sosyal medyayı
kullananların sayısı ise 1.968 milyar.
Yukarıdaki
verilerden de görüldüğü üzere dünyadaki insanların yaklaşık yarısı interneti
kullanmaktadır. Bu durum internetin aslında global çapta etkisini gösteren
önemli bir veridir. Araştırmanın Türkiye verilerine baktığımızda ise karşımıza
şu istatistikler çıkmaktadır:
· 79.14 Milyon insanın yaşadığı
Türkiye’de, internete bağlanan kullanıcı sayısı 46,3 milyon.
· 46.3 Milyon internet kullanıcısından
sosyal medyayı aktif olarak kullananların sayısı 42 milyon.
· 42 Milyon sosyal medya kullanıcısının
36 milyonu mobil cihaz üzerinden bağlanıyor sosyal medyaya.
· İnternet kullanıcılarının %77’si her
gün online oluyor, %16’sı ise haftada en az bir kez internete bağlanıyor.
· Web trafiğinin %51’i diz üstü ve
masaüstü bilgisayarlardan, %45’i mobil cihazlardan ve geri kalanı ise tabletler
üzerinden gerçekleşiyor.
· Sosyal medya mecralarının
kullanımında ilk sırada %32 ile Facebook, %24 ile WhatsApp, %20 ile Facebook
Messenger, %17 ile Twitter, %16 ile Instagram takip ediyor. Daha sonra ise
Google+, Skype, Linkedin, Viber ve Vine geliyor.
· Türkiye’deki Facebook
kullanıcılarının %37’sini kadın, %63’ünü ise erkek kullanıcılar oluşturuyor.
Facebook kullanıcılarının %36’sı ise 20-29 yaş arasındaki kişilerden oluşuyor. [13]
Yukarıdaki veriler Türkiye’nin de
internet ve sosyal medya durumu açısından dünyadan pek farklı bir durumda
olmadığı görülmektedir. Sosyal medya hayatımızın bir parçası haline gelmiş
durumdadır. Her gün sabah kalktığımızda sosyal medyaya bakarak gündemi takip
ediyoruz. Daha önce gazetelere bakarak gündemden haberdar olan insan bugün artık
internet ve sosyal medyaya takip ederek gündemi yakalamaya çalışmaktadır.
Sosyal medyanın diğer medyalardan
farklı olarak bize ait olan tarafları daha çoktur. Tercih edilen bir televizyon
kanalının ya da abonesi olunan bir gazetenin bizle olan kesişim noktası daha
çok ideolojik ve paradigma paralelliğinden kaynaklanır. Kendi dünya görüşümüze
uygun gazeteleri ve televizyonları takip ederiz. Fakat sosyal medya ile
kullanıcı arasındaki kesişim noktaları, geleneksel medya ile kıyaslanamaz
düzeyde fazladır. Öncelikle içeriğin kullanıcı tarafından inşa edilmesi bu
kesişim noktasının daha büyük olmasının temel nedenlerinden biridir. Bunun
dışında bu makalenin asıl parmak basmak istediği konu ise bir magazin figürü
olarak bireyi başat bir pozisyona çıkartmasıdır.
İnternet içerik yayma platformu olarak
eşsiz bir araçtır. Bilginin, diğer medya araçları ile karşılaştırıldığında büyük
bir erişebilirlik ve esneklikle yayılmasına zemin hazırlar. [14] Bu özelliği geleneksel
medyada görmek mümkün değildir.
Sosyal medyada magazin yukarıda da
ifade edildiği üzere salt bir ünlü özeğinde gerçekleşen klasik bir haber
aktarım şeklinde cereyan etmez. Sosyal medya kullanıcıyı bizatihi magazin
figürü olarak konumlandırır. Artık ünlülerin nasıl vakit geçirdikleri, kimlerde
birlikte oldukları, ne yedikleri, hangi mekânda oldukları değil sosyal medya
kullanıcılarının zamanı ve mekânı nasıl tükettikleri birer magazin konusu
haline gelmektedir. Sosyal medya hesaplarının hayatımıza girdiği yaklaşık 10
yıllık süreç göz önüne alındığında bu mecranın her geçen gün daha fazla
platformu bünyesine katarak hayatımıza dair daha çok içeriğin paylaşılmasına
zemin hazırlamıştır. Facebook bidayette sadece yazı ve resim paylaşımına izin
veren bir mecra iken daha sonra video, oyun, etkinlik, yer bildirim, messenger
gibi özellikler eklenerek çok fonksiyonel bir hale getirilmiştir. “All in all”
mantığı ile geliştirilen sosyal medya yazılımları bir hesapta kişisel tüm
ihtiyaçları ihtiva eden araçlar haline gelmiştir. Her ne kadar internet üzerinden
ücretsiz konuşmayı sağlayan Viber, Watsapp gibi uygulamalar, Youtube gibi video
paylaşım siteleri, Swarm, Foursquare gibi yer bildirim uygulamaları, ya da İnstagram,
Pinterest gibi resim paylaşım uygulamaları mevcut olsa da Facebook kendi
sistemini bu uygulamalar ile entegre hale getirmiştir. Bu durum kullanıcılara
seçim anlamında pek çok kolaylık sağlamıştır.
Peki insanlar neden bir magazin figürü
olmak ister? İnsanlığın her döneminde eşitsizliğin üzerine kurulu şöyle ya da
söyle bir düzen vardı. Bu düzende de zenginler, fakirler, soylular, serfler,
köleler hep olmuştur. K. Marx ünlü eseri komünist manifesto’da tüm toplumların
tarihini sınıf savaşımlarının tarihi olarak yorumlar. [15] Sınıfların olduğu
toplumsal düzende toplumsal, ekonomik farkların olması da doğaldır. İşte
sınıfsal bir homojenitenin olmadığı bir sistemde elbette yoksul insanlar fakir
insanların ne yaptıklarına kulak kabartacaklar ve onların hayatlarını merak
edeceklerdir. Her ne kadar şatoların duvarları içinde yaşanan görkemli hayatlar,
insanların zihin dünyaları ile süslense de kitle iletişim araçları ile birlikte
o şatoların içine girilmiş ve merak edilen bu göz kamaştırıcı yaşantılar
izleyicilerin gözleri önüne serilmiştir. Kitlesel medyanın tek yönlü ve
antidemokratik doğası izleyiciyi pasifize etmiş ve verilen içeriğin salt izleyicisi
olmasını sağlamıştır. Fakat sosyal medya ise bireye hem bir magazin figürü olma
hem de bir haberi yorumlama, çıkarım yapma gibi düşüncesini ifade etme şansı
vermiştir.
Bugün sosyal medya da kendi
hayatlarımızdan kareler paylaşıyoruz. Nerde olduğumuzu, ne yediğimizi, kimlerle
birlikte olduğumuzu internet üzerinden paylaşarak kendimizi magazinin birer
öznesi konumuna yükseltiyoruz. İnsanların hayatlarımızı merak ettiklerini
düşünüp hayatımızın çok özel anlarını bile internet üzerinden paylaşabiliyoruz.
Artık geleneksel medyanın belli kişiler özeğinde gerçekleştirdiği bir magazin
üretim sürecinden kendi hayatlarımızı merkeze alan bir magazin üretim sürecini
gerçekleştiriyoruz. Kaldı ki bu süreçte her hangi bir editörün filtrelemesine
de takılmıyoruz. Herkes kendine göre bir paylaşım mantığı üzerinden paylaşımlar
yapma sansına sahip olabilmektedir. Kimileri çocuklarının hayatlarından kareler,
kimileri yedikleri yemeklerin resimlerini, kimileri ilişki yaşadıkları partneri
ile samimi pozları, kimileri gezdiği ve gördüğü yerleri paylaşmakta ve arkadaşlarının
beğenisine sunmaktadır.
Sosyal medya ve Güvenlik
Sosyal medya sadece televizyonun
dezavantajlarını kullanarak bu kadar etkili olmadı. Sosyal medya aynı zamanda
kişinin kendini en iyi şekilde ifade ettiği de bir platformdur. Çünkü sosyal
medyada bir ifade sınırı yer almamaktadır. İstediğiniz uzunlukla ve içerikte
kendinizi ifade etme şansınız vardır. Twitterdeki 140 karakter uzunluğu bile
bir tweete resim formatında uzun bir açıklama ifadesi eklemek suretiyle
aşılabilmektedir. Facebook’ta zaten böylesine bir sınır yoktur. Sosyal medyanın
diğer bir avantajı da -ki bu durum genel olarak internet medyası için
geçerlidir- geleneksel medya (radyo ve televizyon) denetleyen kurullardan
bağımsız çalışır. Örnek olarak ülkemiz için radyo ve televizyon yayınları 6112 sayılı Kanuna
göre RTÜK tarafından res’en veya şikayet bazlı denetlenirken internet mecrasını
denetleyen her hangi bir kurum ve kuruluş yoktur. Sadece şikâyet bazlı olarak
mahkeme kararı ile içeriğin yayından çıkarılması veya zaman zaman bazı
durumlarda DNS erişiminin engellenmesi gibi yaptırımlara başvurulmaktadır. Bu
açıdan internet mecrasının genel olarak denetlenmesinin teknik olarak da mümkün
olmamasından dolayı ifade özgürlüğünün sınırları bir hayli geniştir. Her ne
kadar bu mecrada ifade özgürlüğü diğer mecralara kıyasla bir hayli geniş olsa
da kriminal türde bir içerik kimi zaman devletin kolluk kuvvetlerini harekete
geçirip kovuşturma süreci başlatılabilmektedir.
Böylesine kontrolsüz ve denetimin imkânsıza
yakın olduğu bir mecrada sosyal medyada tüm özel hayatın ifşa edilmesi pek çok
sorunu da beraberinde getirmektedir. Öncelikle internet dünyasının güvenlik
zafiyeti büyük bir sorun olarak hala karşımızda durmaktadır. Sosyal medya
hesapları açarken bize ait olan kişisel verilerin kimlerin eline geçtiğinden
emin değiliz. İnternete yüklediğimiz bir imaj bazen hiç ummadığımız amaçlar
için kullanılabilmektedir. Kredi kartımızın şifreleri gibi kimin özel şifreler
kötü niyetli kişilerin eline geçmekte ve aleyhimize kullanılabilmektedir. Bu
açıdan yakın dönemde güvenlik zafiyeti kolay çözülebilecek bir problem olarak
görünmemektedir.
Sosyal medyanın bugün insanlara
sunduğu en önemli avantaj kendini istediği gibi ifade edebilme avantajıdır. Kendini
ifade etmek her zaman düşüncelerin yazıya geçirilip yayınlanmasından ibaret
değildir. Bazen yazıyı da aşan resim ve hareketli görüntülerle ifadenin boyutu
daha da arttırılır. İnsanlar sosyal medyanın sunduğu bu avantajı sonuna kadar
bazen de aleyhine olacak şekilde kullanır. Kimi insanlar sosyal medya
hesaplarından paylaştıkları yazılardan, resimlerden dolayı çalıştıkları
işyerinden kovulmuş, kimi insanlar paylaşımlarına gelen yoğun tepkilerden
dolayı sosyal medya hesaplarını kapatmak zorunda kalmışlardır.[16] Sosyal medyanın sunduğu
bu ifade özgürlüğünün sınırları çok iyi tespit edilmeli kişiye zarar verecek
sonuçların ortaya çıkmasına zemin hazırlanmamalıdır. Eskiden ağzımızdan çıkan
istemsiz bir söz bizi birkaç kişinin önünde mahçup duruma düşürebilirken soysal
medyada bu durum bazen ulusal çapta gündem olmamıza zemin hazırlayabilir.
Geçtiğimiz yıllarda bir üniversitede profesör olarak çalışan akademisyenin
öğrencisi ile çekilen müstehcen fotoğrafları kendi iradesi dışında sosyal
medyada yayıldı. Uygunsuz fotoğrafların sosyal medya hesabında yayınlanmasından
sonra önce yerel basın daha sonra ulusal basın tarafından olay ulusal bir
gündem haline gelmiştir. Üniversite yönetimi bu durum üzerinde idari soruşturma
başlatmıştır. Bu türden olaylar bazen kişilerin tüm kariyerlerinin
sonlanmasının yanında kişileri sosyal hayatta zor durumda da bırakabilmektedir.
Teknolojinin gelişimi hayatımızı
kolaylaştırdığı gibi pek çok yönden de olumsuz etkilerine maruz
bırakabilmektedir. Sosyal medya bu konuda insanın hiç olmadığı kadar mahremine
girmiş, gizli olarak kalması gerekenlerin ifşa edilmesine zemin hazırlamıştır. Orta
çağın büyük şatolarının kapıları arkalarında yaşanan olaylar geleneksel medya
ile önce televizyonlarımıza bugün ise bilgisayarımızı, hatta telefonlarımızın
ekranlarına düşmüştür.
Sosyal Medya ve Bağımlılık
Küreselleşmenin de etkisiyle bugün
bilgi, artık ışık hızı mesabesinde bir yerden bir yere taşınabilmektedir.
Sosyal medya hesabımızdan paylaştığımız bir resim anında değerlendiriliyor ve
yorumlanabiliyor. Resmin aldığı beğeni (like) sayısının ne kadar çok
olması bizi bir diğer resmi paylaşmaya
motive etmektedir. Çünkü paylaşımdan sonra tarafımıza gelen beğeni sayısı
beyindeki “dopamin” düzeyini arttırmakta ve bir nevi bağımlılık
oluşturmaktadır. Bugün bağımlılık adı verilen durum sadece bir sigara ve
uyuşturucu gibi zararlı maddeler üzerinden değil artık sosyal medya üzerinden
de açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu durumu sinirbilim uzmanı Prof. Dr. Sinan
Canan şöyle açıklamaktadır:
Beyni
olan tüm canlılarda bağımlılığa bir yatkınlık vardır. Bireysel olarak derecesi
ve hedefi değişse de genel bir yatkınlıktan söz edebiliyoruz. Bunun temel
nedeni de, aslında yaşamımızı sürdürmemizi sağlayan ödül-ceza sisteminin
dışarıdan suistimal edilmesidir.
Bağımlılığı
körükleyen en önemli etken hazdır. İkincisi ise “acıdan kaçınma” dediğimiz
olgudur. Mesela insan hayatında konfor ve lüks hızla bağımlılık yapar. Bunun
temel nedeni, acıdan ve rahatsızlıktan kaçınma illüzyonunu oluşturmasıdır.
Acıdan ve rahatsızlıktan kaçınma, yine beyinde bir “hoşluk” hissi
oluşturduğundan, bunun sonucunda da dopamin miktarının artacağını ön
görebiliriz. Neticede bağımlılık yapan sinirsel süreçlerin temelinde “tatmin”
mekanizması yer alır. Fakat bu mekanizmanın aşırı uyarımla kötüye kullanılması,
ayar noktalarını değiştirerek, doğal olmayan dozlarda tatmin arama ve
bağımlılık sürecini başlatır.[17]
Sosyal medyayı kullanarak bir resim ya
da video paylaştıktan sonra aldığımız beğeniler (like sayıları) beynimizdeki
dopamin düzeyini arttırmakta bize kısa süreli mutluluklar yaşatabilmektedir. Bu
durum psikologlar tarafından pozitif pekiştirme kuramı açıklanmaktadır.[18]Bu açıdan özel hayatımızın
mahrem karelerini bir anlık mutluluk pahasına hiç düşünmeden internetin
kontrolsüz dünyasına sunmaktan çekinmiyoruz.
Hedonik Birey
Kitle kültürünün biçimlendirdiği bireyin
en önemli özelliklerinden biri de hazzı merkeze alan bir anlayıştır. Kökeni
eski Yunan felsefesinde kadar giden hazcılık, bireyin hazzı merkeze alarak
yaşamasını ve acıdan uzaklaşmasını tavsiye eder. Hedonist bireyi Yavuz Odabaşı
Tüketim Kültürü adlı eserinde şöyle tarih eder:
Hedonist birey iyilik
düzeyinin ancak bireyin arzuladığı hazza ulaştığında değerlendirilebileceğini
savunur. Her birey haz ve acıyı deneyimler ve de birey kendisine haz ya da acı
verecek durumlara aşinadır. Bunu neden istedim soruna istedim işte diye cevap
veren bireyin güdüsü veya güdülenmesi zevk yönlü dolaysıyla hedonist midir? Bu
sorunun cevabı birey bir şey istiyor ve bu da haz veriyorsa güdülenme hedonist
olabilir. Hedonizm, bizi hazza götürecek ve acıdan sakınmamızı sağlayacak her
yolun iyi ve güzel olduğunu söyler. İnsan doğası gereği acı veren şeylerden
kaçınıp hazza yönelen ve hazzı elde etmek için peşinden koşan bir varlıktır.[19]
Hazzı
merkeze alarak bir yaşam kuran bireyin hazza ulaşması da tabi bir durum
olarak görülebilir. Fakat bu durumun bazı sakıncaları da beraberinde
getirebilmektedir. Ekstrem bir örnek
olsa da Tayvan’da bir internet kafede 40 saat boyunca Diablo 3 oynayan 18
yaşındaki bir çocuk hayatını kaybetmiştir. Otopsi raporunda ise ölüm sebebi
olarak uzun süre aynı pozisyonda kalmasına bağlı olarak oluşan kalp ve
damarlarıyla ilgili sorun gösterildi. [20] Peki, bu kişiyi uzun süre
hayattan kopartacak düzeyde bilgisayara bağımlı kılan nedir? Yukarıda da ifade
ettiğimiz gibi dopamin… Yani mutluluk hissinden başka bir şey değildir. Bugünkü
modern bireyi hedonik bireye çeviren haz dışındaki amaçlara ikincil amaçlar
olarak bakmasına zemin hazırlayan son derece materyalize bir dünya görüşü ile
örüntülendirilen yaşam felsefesinden başka bir şey değildir. Günümüz bireyi
dokunamadığı, hissedemediği,
maneviyattan uzak maddeye endeksli bir yaşama bağımlı hale gelmiştir. Çünkü
yaşam tatminini içinde yaşadığı kültür tarafından birlikte şekillenmiştir.
Kapitalist üretim süreçlerinin gelişmesi ile birlikte ortaya çıkan mal fazlalılığı
bireylerin tatmin arayışları için birer araç olarak sunulmaktadır ve bireyler
maddeye endeksli tatmin yönlü bir yaşamın figüranı olmaktadır.
Sosyal medya bireye kendi yaşamını
merkeze alarak yaptığı paylaşımların ona özne olma fırsatı sunarak bu tatmin
yönlü yaşam anlayışına katkıda bulunmaktadır. Adorno, Aydınlanmanın Diyalektiği
adlı ünlü eserinde bireyin bir kültür yaratıcısı değil, kültürün bizatihi ürünü
olduğunu ifade eder.[21] Bireyin içinde yaşadığı
kültür de bu materyalize edilmiş dünya görüşünü ona sunarak onun haz merkezli
bir yaşam sürmesine zemin hazırlar. Çünkü ne de olsa Marksın dediği gibi insan
bilinci maddeye koşullanmıştır.
Sonuç
Dünyamız özellikle son yıllarda inanılmaz bir ivmeyle değişiyor,
dönüşüyor, başkalaşıyor. Düne dair ne kadar değer, norm, davranış, kalıpları
varsa bugün için geçerliliğini kaybediyor ve biz bu hızlı değişen dünyanın
içinde olan bitene bir mana vermeye çalışıyoruz. Bunda çok zorlandığımız da bir
gerçek. Çünkü mevcut değişim dinamiklerini anlamak için geçmişin paradigmasıyla
yoğrulmuş kavramları kullanıyoruz. O kavramların ihtiva ettiği anlamlar
geçmişin referansları ile dolu. Oysa bizim ihtiyacımız olan şey ya mevcut
kavramların ihtiva ettiği manaları esnetmek ya da mevcut durumu en iyi tasvir
edecek yeni kavramlar bulmaktır.
Bu çalışmamızda da bu kavramlardan
magazin üzerinden duruma açıklık getirmeye çalıştık. Magazin kavramının sözlük
anlamına baktığımızda ünlü kişilerin özeğinde gerçekleşen bir haber aktarım
sürecinin olduğunu gördük. Oysa internet çağında artık geleneksel medyanın size
sunduğu belli kişiler özeğinde bir magazin tanımlaması arkaik durmaktadır.
Çünkü postmodernizmin de önemli argümanlarında biri, merkezin kaybolması, otoritenin harc-ı alem
hale gelmesi durumu söz konusudur. İnsanlar için ikonlar her ne kadar
varlıklarını sürdürseler de internet sıradan insanlara da ikon haline gelme
şansını vermiştir.
Sadece tanınmış kişilerin değil, kendi
hayatımızın da bir haber değeri taşıdığını düşündüğümüz için hayatımıza dair en
mahrem anları bile sosyal medyaya yayınlamaktan çekinmiyoruz. Çünkü insanın
kendini merkeze alarak hayatının haber değeri taşıdığını düşünmesi, özel olanı
kamusal hale getirmesine de zemin hazırlamaktadır. Özel olan bir imajın ya da
videonun özel hayattan çıkartılıp halka mal edilmesi gerektiği algısı geleneksel
medyanın yürüttüğü magazini meşrulaştırıcı argüman sosyal medya da aynı şekilde kullanılmaktadır.
“Hayatlarımızı herkesin öğrenmeye
hakkı var. Çünkü ben aynı zamanda bir magazinin öznesiyim. Geleneksel medyanın
magazin adına bana sunduğu haberin pasif bir izleyicisi konumunda değilim”
düşüncesi bugün sosyal medyada hüküm süren bu paylaşım ve ifade çılgınlığının
düşünsel altyapısını oluşturmaktadır. Kaldı ki geleneksel medyanın izleyiciye
verdiği pasif rol izleyicide doğrudan bir tatmin duygusu yaratmaz. Fakat
bireyin magazinde özne konumuna yükselmesi beraberinde magazin adına paylaşılan
hayatını nesne haline getirmekte ve bir çelişkiye de zemin hazırlamaktadır.
Birey kendi hayatını nesne haline getirmek pahasına da olsa buna neden katlanır?
Yukarıda açıkladığımız üzere bunun sebebi bir bağımlılıktır. Bu bağımlılığı
besleyen en temel sebeplerden biri de dopaminin yol açtığı tatmin arayışıdır. Like sayısına endeksli hale gelen mutluluk arayışı
bugün hedonik olarak nitelenen bireyin de en temel özelliklerinden biridir.
Sonuç olarak materyalize edilmiş dünya
tasavvuru, biçimlendirdiği haz yönelimli bireyi, birçok alanda özne konumuna
yükseldiği algısını ona aşılamakta ve ona yapay mutluluklar sunmaktadır. Sanal mecralarda oynadığı özne rolü onu
gerçek hayattan kopartmakta ve onu sanal bir fanusun içine hapsetmektedir. Bir mekanda
denize karşı köpüklü bir kahveyi keyifle yudumlamak varken, bu anı yapay
gülümsemelerin eşlik ettiği enstanteneye dönüştürüyor ve internet dünyasına
gönderiyoruz. Karşılığında ise aldığımız ise paylaşımın altındaki like botununa
tıklanma niceliğinden başka bir şey değil. Hayatı olağan akışına bırakıp
yaşamak yerine her karesini kayıt altına alma psikolojisi ile paylaşım
reflekslerini harekete geçiriyoruz. Bunun insan hayatından ne getirip götürdüğü
daha detaylı çalışmaların konusu olacağı süphesizdir. Burada yapılan sadece biraz
pesimist de olsa bir durum
değerlendirmesinden ibarettir.
Kaynakça
·
Adorno, T.W. ve Horkheimer M. (2010). Aydınlanmanın Diyalektiği. İstanbul:
Kabalcı Yayınevi, s. 169
·
Akar, E. (2010). Sosyal Medya Pazarlaması: Sosyal Webde Pazarlama Stratejleri.
Ankara: Efil Yayınevi.
·
Dinç, A. (2000). İstanbul Radyosunun Öyküsü. ed. E. Çakıroğlu, İstanbul: YKY.
·
Dilmen, N. E.
(2007). Yeni Medya Kavramı
Çerçevesinde İnternet Günlükleri‐Bloglar ve Gazeteciliğe Yansımaları. Marmara İletişim Dergisi, Sayı:12 Şubat.
·
Furnham, A. (2014)
Gerçekten Bilmezin Gereken 50 Psikoloji
Fikri. (Çev: S. Ağıryürüyen). İstanbul: Domingo Yayınevi.
·
Gültekin, B. ve Köker, N. E. (2006), “İnternetin Halkla İlişkilere Etkisi: Sanal
Ortamlarda İnteraktif Halkla İlişkilerin Yeni Kuralları.” Yeni İletişim
Ortamları ve Etkileşim Uluslararası Konferansı Kitabı, 1-3 Kasım. İstanbul.
138-146
·
Karahasan, F. (2012). Taşlar Yerinden Oynarken: Dijital Pazarlamanın Kuralları. İstanbul:
Doğan Kitap
·
Lester, D. H. (2012) Social Media: Changing
Advertising Education, Online Journal of Communication and Media Technologies.
Volume:2, Issue:1, January.
·
Marx, K. ve Engels, F. (2005). Komünist Manifesto. Ankara: ÜBL
Yayıncılık.
·
McQuail
D. ve Windahl, S. (1993) İletişim
Modelleri. Ankara: İmaj Yayınları.
·
Odabaşı, Y. (1999). Tüketim Kültürü. İstanbul: Sistem Yayıncılık.
·
Orçan, M. (2008).
Osmanlıdan Günümüze Tüketim Kültürü.
Ankara:Harf Eğitim Yayıncılık. s. 180
·
Postman, N. (2014). Televizyon: Öldüren Eğlence. İstanbul :Ayrıntı Yayınları.
·
Ulugay, O.(1983). 24 Ocak Deneyimi. Ankara:Hil Yayıncılık.
İnternet kaynakları
·
http://www.milliyet.com.tr/40-saat-oyun-oynayan-genc
oldu/gundem/gundemdetay/19.07.2012/1569024/default.htm http://www.sinancanan.net/pek-bakmadigimiz-bir-acidan-bagimlilik/
[1] McQuail
D. ve Windahl, S. (1993) İletişim
Modelleri. Ankara: İmaj Yayınları. s.91.
[2]http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.571ced238be617.47493296
(Erişim Tarihi: 14.05.2016)
[4]
Dinç, A. (2000). İstanbul Radyosunun
Öyküsü. ed. E. Çakıroğlu, İstanbul: YKY. s. 53-226
[5]
Orçan, M. (2008). Osmanlıdan Günümüze
Tüketim Kültürü. Ankara:Harf Eğitim Yayıncılık. s. 180
[6]
Ulugay, O.(1983). 24 Ocak Deneyimi.
Ankara:Hil Yayıncılık. s. 13-14
[7]
Postman, N. (2014). Televizyon: Öldüren
Eğlence. İstanbul :Ayrıntı Yayınları. s. 101-102
[8] Gültekin ve Köker, “İnternetin Halkla İlişkilere Etkisi: Sanal Ortamlarda İnteraktif
Halkla
İlişkilerin Yeni Kuralları”, s.139.
[9]
Akar, E. (2010). Sosyal Medya
Pazarlaması: Sosyal Webde Pazarlama Stratejleri. Ankara: Efil Yayınevi.s. 4
[10]
Dilmen, N. E. (2007). Yeni Medya Kavramı
Çerçevesinde İnternet Günlükleri‐Bloglar
ve Gazeteciliğe Yansımaları. Marmara İletişim Dergisi,
Sayı:12 Şubat.
[11]
http://www.alexa.com/siteinfo/www.tdk.gov.tr,http://www.alexa.com/siteinfo/eksisozluk.com
(Erişim Tarihi:19.05.2016)
[12]
Karahasan, F. (2012). Taşlar Yerinden
Oynarken: Dijital Pazarlamanın Kuralları. İstanbul: Doğan Kitap. s. 131
[13] http://www.vergialgi.net/ekonomi-maliye/2016-da-dunyada-ve-turkiye-de-internet-sosyal-medya-kullanimi/
(Erişim Tarihi: 19.05.2016)
[14]
Lester, D. H. (2012) Social Media: Changing Advertising Education, Online
Journal of Communication and Media Technologies. Volume:2, Issue:1, January.
[15]
Marx, K. ve Engels, F. (2005). Komünist
Manifesto. Ankara: ÜBL Yayıncılık. s. 30
[18]
Furnham, A. (2014) Gerçekten Bilmezin
Gereken 50 Psikoloji Fikri. (Çev: S. Ağıryürüyen). İstanbul: Domingo
Yayınevi. s. 15
[19] Odabaşı, Y. (1999). Tüketim Kültürü. İstanbul: Sistem Yayıncılık. s. 110
[20] http://www.milliyet.com.tr/40-saat-oyun-oynayan-genc
oldu/gundem/gundemdetay/19.07.2012/1569024/default.htm (Erişim Tarihi: 19.05.2016)
[21] Adorno, T.W. ve Horkheimer M. (2010).
Aydınlanmanın Diyalektiği. İstanbul: Kabalcı Yayınevi, s. 169