14 Mayıs 2016 Cumartesi

Bir müslüman için Şeriatçılık ve Laiklik

Son zamanlarda meclis başkanı İsmail kahramanın laiklik çıkışıyla ne zamandır hasret kaldığımız arkaik tartışmalar yeniden gündemimize girdi.

Kahraman her ne kadar şahsi düşüncelerini ifade ettiğini söylese de pek kimseyi inandıramadı. Yurdun çeşitli yerlerinde protestolar, sosyal medyada trend topicler gırla gitti.

Yetmiş milyondan fazla bir ülkede çeşitli etnik yapılardan insan olduğu gibi dini gruplardan da insan var. Müslüman, hristiyan, Yahudi gibi dinlerin yanı sıra Sünni, alevi,Caferi gibi mühtelif mezhepler de var. Hatta yezidi gibi az da olsa bize heteredoks gelen insanlar bile mevcut.

Bir Müslüman laik olmak zorunda mıdır?

Laikliğe saygılı olabilir ama laik olması bir çelişkidir. Çünkü laikliğin tanımlarından biri de her dine eşit mesafede olmaktır. O halde bir müslümanın Cuma günü camiye gidip ertesi gün havraya ve Pazar da kiliseye gitmesini beklememiz gerek ki bu eşyanın tabiatına aykırı bir durumdur. Müslüman İslam teslim olmuş bir kimsedir. Kısaca laik olması gereken Müslüman değil devlettir.

Bir Müslüman şeriatçı olmak zorunda mıdır?

Bunun için öncelikle şeriatın tanımı yapmak gerek. Şeriat Allahın koyduğu kanunların genel ifadesidir. Şeriatçı ise bu kanunlara göre yaşanmasını isteyen kimsedir. Müslüman ise İslama teslim olmuş kimsedir. İslam sözcüğünün bir anlamı da teslimiyettir. O halde islama teslim olmuş bir müslümanın şeriatı kabul etmiyorum demek lüksü da yoktur. Çünkü şeriat zaten müslümanın teslim olduğu kurallardır. Bu kurallara teslim olmadıktan sonra o kişiye Müslüman yani teslim olmuş kişi demek ne kadar doğru olur?
Bir diğer husus da İslam’ın amentüsü olarak bilinen inanç esaslarıdır. İslam dini itikat ve amel üzerine kurulu bir dindir. İtikadı bir binanın temeli olarak düşünürsek amel o temelin üzerine yükselen katları ifade eder. Bu açıdan itikat yani temel zayıf ise onun üzerine atılacak katların hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur.
İslam’daki itikat inancını da imanın şartları olarak bildiğimiz umdeler oluşturur. Yani Allahın varlığı ve birliği, kitaplar, peygamberler, melekler, kader ve kaza, ahıret gibi temel esaslar bu dinin temelini oluşturur. Bunun üzerine ise namaz, oruç, zekat, hac gibi çeşitli ameller yükselir. Eğer bu itikadın saç ayaklarında bir sıkıntı var ise üzerinde ne kadar amel yükselirse yükselsin hiçbir anlam ifade etmez.
Bu genel girizgâhtan sonra şu sonuca ulaşabiliriz. Bir Müslüman şeriatı inkar ederse kuranın 45. Süresi olan Casiye Süresinin 18. Ayetini de inkar etmiş olur. Kuran ayetini inkâr etmek ise dinin temeli olan bu itikadın saç ayaklarından en az birinin veya birkaçının eksik olmasına sebep olur. Çünkü inanç esaslarından biri de kitaplara iman etmektir. Kitaplara iman etmek ise ayetlerinin şek ve şüphesiz tümüne iman etmeyi kapsar. Ayetlerin bir kısmına iman edip diğerlerini inkar ise insanı küfre götürmek için yeterli bir sebeptir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder