19 Ekim 2014 Pazar

Rizeden Çay Manzaraları





Nazlı Ilıcak ve Mürailik Üzerine

Tarih 2 mayıs 1999. O gün Türkiye demokrasi  tarihinin en utanç verici günlerinden birini yaşıyordu. Milletin oylarıyla seçilen Merve Kavakçı meclisten adeta linç edilerek kovuldu. Yanında ise onu o dönem destekleyen fazilet partisinden milletvekili  nazlı ılıcak vardı. O günleri ılıcak “adeta Jean Dark’ın İngiliz askerlerince ateşe atılması gibiydi” şeklinde değerlendirirken cemaat medyası ise asker daha demokrat, becemediniz bırakın kabilinden manşetlerle gazeteleri süslüyordu. O dönem nazlı ılıcak fazilet partisinin milletvekiliydi. Linç sadece mecliste sürmedi o günün ardından DGM başsavcısı Nuh Mete Yükselde sabahın erken saatlerinde Merve Kavakçının evine baskın yapmış daha sonra bakanlar kurulu kararıyla vatandaşlıktan çıkarılmıştı. O gün ona o zülmü reva görenlerin başınaki adam Bülent Ecevit cemaatin şefaatçi listesine ilk sıradan girdi her ne hikmetse. Merve Kavaçı ile birlikte o zülmü yaşayanlardan Nazlı Ilıcak'ta gülenin milli görüşçülere yaptığı ihaneti görmezden gelerek bugün cemaat medyasına yapıştı. Oysa o kara lekeyi o linci kim kaldırmıştı ortadan. 15 yıl önce başörtülü diye meclisten kovulan vekilin hakkını kim iade etmişti ona? O dönem milli görüşü sırtından hançerleyen kimdi? bazen insanların onurunu ayaklar altına alırlar ve sen de onun ayağa kaldırırsın belki ona değil ama insana olan saygından ötürü bunu yaparsın.oysa zülme uğrayan insan onurunu kurtaran insana değil de onurunun çiğneyen insana bağlanır. Bunu stocholm sondormu ile açıklamak mümkündür. Yani tecavüzcüsüne aşık olma sendromu.bizim kültürde böyle alengirli tanımlamalar yoktur belki ama lafı gediğine oturtan darbı mesellerimiz vardır hani deveye diken insana ..neyse hadi ben kaçtım.. 

Günde 8 Dakikada Zayıflayın


Çayırlı Köyü Birleştirilmiş Sınıflı İlkokulu Harabe halde


Okunması Gereken Temel Dini Kitaplar

1. Kuran
2. Riyazus Salihin
3. Kütübü Sitte
4. Büyük İslam İlmihali
5. Hanefi Fıkhı

İzlenmesi Gereken 20 Film

1. Yüzüklerin Efendisi
2. Esaretin Bedeli
3. Matrix
4. Yeşil Yol
5. Baba
6. Dövüş Klubü
7. İp Man
8. Monte Kristo Kontu
9. Demir Maskeli Adam
10. Terminal
11. Vatansever
12. Büyük Hazine
13. Prestij
14. Pearl Harbour
15. Kara Şovalye
16. Robin Hood
17. Titanic
18. Transformers
19. Avatar
20. Eşkiya

Küreselleşmeyi Anlamak

Dünyamız özellikle son yıllarda inanılmaz bir ivmeyle değişiyor, dönüşüyor, başkalaşıyor. Düne dair ne kadar   değer, norm, davranış, kalıpları varsa bugün için geçerliliğini kaybediyor ve biz bu hızlı değişen dünyanın içinde olan bitene bir mana vermeye çalışıyoruz. Aslında bu o kadar da kolay değil. Çünkü mevcut değişim dinamiklerini anlamak için geçmişin paradigmasıyla yoğrulmuş kavramları kullanıyoruz. Oysa o kavramların ihtiva ettiği anlamlar geçmişin referansları ile dolu. Oysa bizim ihtiyacımız olan şey ya mevcut kavramların ihtiva ettiği manaları esnetmek ya da mevcut durumu en iyi tasvir edecek yeni kavramlar bulmaktır
İnsanoğlunun dünya üzerindeki serüvenine baktığımızda günümüzün önemli fütüristlerinden Alvin Toffler 3 değişim dalgasına işaret eder. Bunlardan birincisi tarım devrimidir. Daha önceleri avcı ve toplayıcılıkla uğraşan insanoğlu için tarım çok büyük bir devrimin kapılarını aralamıştır. Çünkü gıdanın lokasyonuna endeksli olarak insanoğlu sürekli bir yerden bir yere göç etmekteydi. Oysa tarım devrimi insanı yerleşik yaşama zorladı ve bunun sonucunda bugün modern devlet dediğimiz devasa organizasyonların temelleri atıldı. İktidar kurumsallaştı, modern ordular kuruldu, savaşlar sistematik yöntemlerle uygulanmaya başlandı, mülkiyet kavramı gündeme geldi ve nihai olarak toplumsal eşitsizliklerin nüveleri oluştu. Aslında dünyamızda ne kadar büyük bir değişim olsa da var olan kurumlarımızın primitif modellemelerini o devirlerde görürüz. 2. Değişim dalgası ise özellikle İngiltere’de başlayan buharlı makilerin fitilini ateşlediği sanayi devrimi oldu.  Bu devrim insanoğlunun tüm üretim sistemini baştan aşağıya değiştirdi, dönüştürdü. Tarım devriminin daha mikro ölçekli üretim kapasitesi endüstri devrimiyle birlikte inanılmaz bir ivmeyle  arttı. Üretimde standardizasyon ve kitlesel üretim dönemi başladı. Büyük  şehirlerde fabrikalar kuruldu ve emek ihtiyacını karşılamak için köylerden şehirlere insan akını başladı. Böylece modern kent dediğimiz daha kalabalık, kozmopolit şehirler kuruldu. İşçi sınıfı ortaya çıktı. Fabrikaların ürettiği ürünlerle baş edemeyen tarım toplumundaki zanaatkarlar yok olmaya başladı..Endüstrileşmeyle birlikte oluşan bu yeni düzende mevcut  yasal boşluklardan dolayı işçi sınıfı büyük bir sömürü çarkının altında ezildi ve kapitalizmin eleştirisi üzerinden başlayan yeni fikirler, ideolojiler ortaya çıktı. Sosyalizm, anarşizm bunlardan birkaç tanesidir. Emek örgütlenerek sendikal faaliyetler ortaya çıktı ve özellikle Avrupa ölçeğinde kitlesel halk hareketleri baş gösterdi. O dönemde bu fikirleri ortaya atan kuramcıların düşüncesine göre kapitalizm çelişkileri sonucunda çöküş dönemi yaşayacak ve sosyalist bir devrim tüm ülke sathına yayılacaktı ama beklendiği gibi olmadı. Sosyalist devrim kapitalizmin hüküm sürdüğü batı Avrupa’da değil tarımın ön plana çıktığı feodal güçlerin egemen olduğu Rusya’da patlak verdi ve o günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. İnsanoğlunun dünya üzerindeki son değişim dalgasını ise bilgi ya da enformasyon devrimi dediğimiz dalga oluşturdu. İnsanlığın yaşadığı bu son değişim dalgasının başladığı zamanı net olarak belirleyemeyiz belki  ama temsili olarak özellikle Amerika’da beyaz yakalıların mavi yakalıları geçtiği 1950’li yılların ortalarını gösterebiliriz. İkinci dünya savaşından sonra dünya kapitalist ve komünist blok olmak üzere polarize oldu. Her bir dünya kendi ekonomik, siyasi ve toplumsal dinamikleri itibari ile birbirlerinden çok farklı idi. Amerika’nın başını çektiği kapitalist blok serbest piyasanın hüküm sürdüğü, özgürlükçü bir dünya olarak ön plana çıkarken Rusya’nın önderliğini yaptığı ve ardından Çin devrimi ile  güç kazanan komünist blok eşitsizliğe meydan okuyarak tüm özel mülkiyete savaş açan eşitlikçi bir dünya olarak kendini pazarlıyordu. Bu sistemde İnsanların elindeki mallar hızlı bir şekilde devletin tekeline alındı. Emir kumanda ekonomisi ile birlikte devlet tüm ekonomik faaliyetlerin ana aktörü haline getirildi. Bilgi devrimi özellikle kapitalist batı ülkelerindeki toplumsal yaşam üzerinde etkili oldu. Bilgisayar, internet ve iletişim teknolojilerinin gelişmesi ile birlikle artık bilgi zaman ve mekan sınırlaması olmaksızın dünyanın dört bir yanına çok hızlı bir şekilde yayıldı. Bilginin yanında paranın ve kısmen de olsa emeğin dünya üzerindeki mobilizasyonu küreselleşme denilen daha önce insanoğlunun pek vakıf olmadığı yeni bir kavramla bizi tanıştırdı. Artık eski dünyada geçerli olan sınırlar yavaş yavaş silinmeye başladı, küresel ticaretin önündeki engellerden gümrük duvarları kaldırıldı. Para ve sermaye inanılmaz bir hızla gezegeni bir uçtan bir uca dolaşmaya başladı. Bu durum ayrı zamanda ülkeler arasında oluşmaya başlayan ağları da güçlendirdi. Artık dünya insan beynindeki sinir hücreleri gibi birbirlerine pek çok bağla eklemlenen ağ kümesi haline getirildi. Bir ülkede meydana gelen bir kriz artık diğer ülkelerde de hissedilmeye başlandı. Üretim maliyetlerini daha da azaltmak için fabrikalar ucuz iş gücünün ve hammaddenin bulunduğu ülkelere transfer edilmeye başlandı. Çünkü dünya üzerindeki ulusal sınırların ekonomik düzlemde pek bir şey ifade etmediği aşikardı. Bu dünyada artık kendi ülkenizin sınırları içinde hapsolup dünyada soyutlanmak pek mümkün görünmüyor.

Yeni Başlayanlar için 10 Soruda Cemaat ve İktidar Kavgası

                                               
1.  Daha düne kadar cemaat ve hükümet arasından su sızmazken, şimdi neden düşman oldular?

Aslında cemaat ve iktidar arasında uzun zamandan beri üstü kapalı da olsa bir çatışma vardı. Bunun en temel sebebi ise güç savaşı olarak özetlenebilir. Bunun gün yüzüne çıkması ise dershaneler meselesinde oldu. Daha önce 2012 yılının 7 Şubatında MİT müsteşarının bir savcı tarafından ifadeye çağırılması ve başbakanın MİT müsteşarını ifadeye gitmeme konusunda onu tembihlemesi başbakanın cemaat konusunda kuşkularını arttırdı. Bunun öncesinde 2010 Mayıs’ında Mavi Marmara da şehid edilenler  için fettullah gülenin “otoriteden izin alsaydılar” ifadesi de bu çatışmanın ilk nüvesini oluşturmuştu. Dershanelerin kapanmasının gündeme gelmesiyle cemaat medyası gizli fişleme belgelerini yayımladı ve iki taraf arasında şiddetin dozu arttı nihayetinde 17 aralık operasyonunda ise ipler tamamen kopmuştu.

2.  Peki hükümetin iddia ettiği paralel yapı ne demektir ve hükümet tarafından neden sürekli olarak gündeme getirilmektedir?
Paralel yapı devasa bir devlet aygıtının belli noktalarına sirayet eden hiyerarşiden bağımsız kendi amaçları için çalışan devlet organlarına sızmış faklı görevlerdeki memurların oluşturduğu özerk bir iç yapılanmadır. Bunlar da tıpkı diğer memurlar gibi görünür fakat amirlerinin dışında farklı organlardan emir alarak tüm devlet hiyerarşisinin bozarlar ve illegal olarak iş görürler. Bazen hazzetmedikleri bir gazeteciyi ya da bir askeri hapse tıkmakla kalmaz hükümetleri bile devirmeye teşebbüs ederler. Hükümetin paralel yapılanmadan sürekli yakınmasının nedeni ise işte bu hiyerarşiye karşı gelip kendi ajandalarını uygulamak istemelerinden kaynaklanmaktadır.

3.  Somut olarak bu paralel yapılanma devletin daha çok hangi noktalarında mevki işgal etmektedir?
Eğer devlet içinde bir paralel yapılanmaya girişildiği vakit önce istihbarattan işe başlanır. Bunun yolu da Emniyet Genel Müdürlüğü gibi stratejik kurumlarda işe alım süreçlerindeki etkinlikten geçer. Yeterli sayıda personel emniyetin stratejik birimlerine yerleştirilmeye başlar. Özellikle terörle mücadele, kaçakçılık ve organize suçlar gibi. Bu noktalara mebzul miktarda personeli yerleştirirken eş zamanlı olarak yargı alanına nüfuz etmeniz gerekir. Hâkim ve savcı olarak ilk etapta olabildiğince çok sayıda personele ihtiyaç vardır. Daha sonraki aşama ise siyasetle güçlü bağlantılar yoluyla yüksek mahkemelere sızmaktan geçer ki bunun en önemli ayağı da HSYK’dır. Çünkü hemen hemen tüm yüksek yargı organlarındaki üyeler HSYK üyeleri arasından seçilir ve siz HSYK’yı ele geçirirseniz diğer yüksek yargı organlarına da çok rahat sızarsınız ki 21 üyeli HSYK’nın 13 tanesi eski adalet bakanının uyarısına rağmen başbakan tarafından alnı secdeli diye cemaatçilere verilmişti. Bununla birlikte stratejik bakanlıklardaki müsteşar genel müdür ve daire başkanı gibi önemli bürokratik kademelere yerleşilir. Böylece devletin dışındaki organik bir bağın  temelleri atılır.

4.  Bu paralel yapılanma nasıl çalışır bu kadar birbirinden farklı insanlar nasıl olur da aynı amaçlar etrafında toplanabilir?
Paralel yapılanmanın sistematik çalışabilmesi için o ilde veya bölgede kod adlarıyla bilinen büyük abiler vardır. İşler daha yukarıdan verilen talimatla belli illegal prosedürle yapılır. Öncelikle cemaatin hoşuna gitmeyen bir yazar mı var hemen belli noktalarda bulunan polisler yargı kararına dahi gerek duymadan yıllarca onu dinlemeye alırlar. Bazen de bir savcı saçma sapan gerekçelerle insanları dinler ve belli bir aşamadan sonra iddia namesini hazırlar. Kimi zaman polislerin bile iddianame hazırladıkları olur savcılık belki editoryal anlamda iddianameye destek sunar. İddianame tamamlanmadan ya da tamamlandıktan sonra operasyonun düğmesine basılır. Aynı kafadaki polisler baskını yaparlar eş zamanlı olarak operasyondan kareler medyaya sızdırılır. Amaç daha hükmü kesinleşmeden onu kamuoyu nezdinde mahkum etmektir. Bu ise yargılamaların daha kolay yapılacağı anlamına gelir. Yani medyaya sızdırılan tüm materyaller yapılan illegal yargılamanın meşruiyet ayaklarını oluşturur. Cemaatin savcısı polisi daha sonra golü atacak olan cemaatin hakimine denk getirilir ki bu hakim bazen nöbetçi hakim bile olabilir istedikleri mahkumiyet kararını verirler. Savcı-polis-hakimin yaptığı kolektif çalışma sonucu cemaat canını sıkan bir kişiden daha böylece kurtulmuştur.

5.     Cemaatin hükümet üzerine giderek gerçekleştirmek istediği amaç nedir?
Cemaatin şimdilik en önemli amacı fazla zayiat vermeden bu dönemi atlatmak ki bunu yapabilmesinin yolu da hükümeti olabildiğince zayıflatmaktan geçiyor. Çünkü hiçbir dönemde cemaate karşı bu kadar kararlı bir duruş sergilenmedi. Cemaatin hükümeti zayıflatmasının en kestirme yolu da yerel seçimlerde ak partiye karşı en güçlü aday kimse onu desteklemek ve oy oranlarını olabildiğince aşağıya çekebilmek eğer bunu yaparsa daha sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Tayyip Erdoğan Çankaya’ya çıkamaz ve oy oranı da azalırsa farklı bir koalisyonla cemaat yoluna gene devam eder.

6.   Peki bu kadar ayakkabı kutuları bulundu para kasaları bulundu cemaatin hiç mi haklılık payı yok yani ak parti 12 yıldır hiç mi yolsuzluk yapmadı?
Bulunan para kasaları ve ayakkabı kutuları içindeki paralar daha önceki sorumda da ifade ettiğim gibi hükmü kesinleşmeden bir insanı kamu vicdanında mahkûm etmekten başka bir şey değildir. Daha önce Ergenekon davasında da bir şüphelinin evinde hayvan pornosu bulundu ve bunlar medyaya ivedilikle servis edildi o insanın tüm onuru ve şerefi ayaklar altına alındı sonunda bulunan materyallerin o kişiye ait olmadığı polis tarafından oraya  konulduğu gerçeği ortaya çıktı. Ayrıca bir teğmenin de telefonuna polis tarafından bir takım numaralar kaydedilerek Ergenekoncularla bağlantısı varmış gibi gösterildi.İşte  bunların hepsi bir manipülasyondur ve amaç insanları daha yargılanmadan vicdanlarda mahkum etmektir. Ak parti iktidarı koskoca bir devlet aygıtının başındaki partidir ve emrinde milyonlarca insan vardır bunların tümünün temiz olduğunu kimse iddia edemez ama bir insanın yapmış olduğu yolsuzlukta koskoca bir partiye genellenemez.
7.     Bir insan bir herhangi bir cemaate bağlı olup da devlet kademesinde çalışamaz mı?
Tabi ki çalışabilir bunda hiçbir sorun yoktur ama devlet hiyerarşisinin gereği amirlerinden değil de bağlı olduğu cemaatten veya intisap etmiş olduğu şeyhten emir alırsa bu hiyerarşi bozulur ve ortada devlet diye bir organizasyon kalmaz. Şuanda yaşadığımız olayları sürekli yaşamak durumunda kalırız.

8.   Daha düne kadar cemaat hükümetin en büyük destekçisi iken bugün neden sürekli yolsuzlukları gündeme getiriyor son 3 ayda mı oldu bütün yolsuzluklar?
Cemaat hükümetin yolsuzluklarını sürekli gündeme getirmesindeki sebep hükümeti yolsuzluklar üzerinde zayıflatmaktır. Bunun da altında yatan sebep elbette ki çıkar çalışmasıdır. Cemaat daha önce yolsuzluk yapılmış olsa dahi bunu gündeme getirmemiştir buna göz yummuştur ama hükümette cemaatin yaptığı hukuksuzluklara göz yummuştur. Avrupa parlamentosunda hapse atılan gazetecilerin cemaatin düzmece suçlardan hapse atıldığını değil cemaatin istediği tarzda bir beyanda bulunarak onların terörist faaliyetlerde bulunduklarını ileri sürmüştür. Hükümetin bu hukuksuzluklara göz yummasının en büyük sebebi ise darbecilere karşı gerçekleştirdikleri başarılı faaliyetlerden dolayıdır. Yani hükümet büyük resimden dolayı  cemaatin yaptığı illegal faaliyetlere engel olmamıştır. İşte bu da cemaati bir güç sarhoşluğuna itmiş ve hükümetin politikalarına karışma cüreti elde etmesine zemin hazırlamıştır.
9.    Cemaat ileride bir parti kurar mı?
Sanmıyorum çünkü buna gerek yok. İktidar alternatifi olabilecek bir partiye sülük gibi yapışıp çıkar çatışması olduğu bir dönemde de onu asit gibi eriterek yeni koalisyon arayışları cemaat için çok daha mantıklı olacaktır.
10.   Peki düzelü mü?

Umarım!!!

Kellik Üzerine Bir Şiir

Dediler ki tarihe karışacak bu kellik
Aradım ilacını günlerce fellik fellik

Akılın olmadığı yerde kıl olmaz hep dediler
İçimde taşıdığım ümitleri yediler

Her erkeği korkutur bu kellik kehaneti
Kafamı da kurcalar bu saçın ihaneti

Kafada durmak varken neden dökülür ki saç
Kral kel olmasa da kafasında durur  taç

Ya biz ne yapalım kral da olmadık
Bu kelliğin çaresini yıllarca bulamadık

Hep bir ümit yeşerttik belki bulunur diye
Urfa'daki amcamın tepkisi oldu siye

Yıllarca denemedik ilaç da bırakmadık
Belki dökülür diye berbere taratmadık

Dökülen her tel şaç ümidimizi kırdı
Kırmakla da kalmadı sabrımızı taşırdı

Son çare olaraktan saç ektirmeye gittik
Yıllarca biriktirdiğimiz paraları yitirdik

Saçlar oldu çim adam vay başıma gelenler
Geçin bakalım karşıma ey kafamı delenler


Cemaatin Ergenekon'daki taktiği

Türkiye siyaseten ciddi bir buhran içerisinde. Özellikle 17 aralık “algı operasyonu” ile başlayan süreçte cemaat ve ak parti arasındaki gerilimde ciddi vitesler yükseltildi. Cemaat kendi medyasında ve ak partiye yakın medya arasındaki savaşta artık her şey mübah. Elbette bunu besleyen faktörler arasında ak partinin ve ileri gelenlerinin kışkırtıcı söylemleri de var. Buradan sulh çağrısı falan yapacak değilim zira o eşik çoktan aşıldı. Ak parti elindeki devasa devlet aygıtının cemaatin üyelerini pasivize etmekte kullanacak ama bunda ne kadar başarılı olacağı şuan için kestirilemiyor. Bunda cemaatin üyelerinin sayıca fazla oluşu ve çok iyi kamufle oldukları gerçeği sebep olarak gösterilebilir.
Üzerinde ciddi kafa yorulması gereken bir zaman diliminde yaşadığımız aşikar. Çünkü daha düne kadar cemaatin madyası yandaş medya deyinde ilk akla gelen medya olurken bugün cemaat daha düne kadar kendi gibi hükümeti desteyken medyayı yandaş medya olarak aşağılıyor. 11 yıldır aynı medya kategorisinin içinde olan bir cemaat medyasının böylesine bir çarkı açıklamak için çok karmaşık tevillere analizlere gerek yok. Türkçesine göre Arapçada daha etkili bir kavram vardır bunu onunla pekala açıklayabiliriz:menfaat. Yani çıkarı bugün için ak partinin yanında olmayı gerektirmeyen bir dini organizasyon olarak tanımlanan cemaat başka arayışlar peşinde olduğu söylenebilir. Ama şu bir gerçek ki cemaatin de kafası karışık. Bir yandan hrant dinkin katledilmesinin arkasındaki hukuksuzlukların mimarı cemaatçi polisleri savunurken diğer yandan hrantın en yakın arkadaşlarından ermeni hayko bağdatı programlarına davet edip hükümete küfür ettirmekte bir beis görmüyorlar. Mezkur yazar ne zaman cemaate ufaktan dokundurmaya geçse hemen salvoların yönünü mahir bir manevrayla tekrar hükümete döndürmeyi başarabiliyorlar. İşte cemaatin aklı böyle sinsiliklere çok iyi basıyor ama keşke izleyicileri salak yerine koymasalar. Mesela bugün hukukun bağımsızlığı diye atılan nutukları, çekilen diskurları neden acaba hukukun tarafsızlığı için de yapmıyorlar. Hukuk siyasetten, çıkardan çevresel etmenlerden bağımsız olmalı da bir takım ideolojilerden münezzeh olmamalı mı? Yargı siyasetten emir almamalı da bir takım cemaatlerin ve odakların dümen suyuna mı girmeli? Yargının bağımsızlığı neden yargının tarafsızlığı ile at başı gitmiyor da sadece belli bir cihetten mütaala edilebiliyor?burda cemaatin bahsettiği hukuk yargı üzerine irtifak hakkı olan bir hukuktur. 12 eylül refandumunda yargının belli bir statüko vesayetinden çıkıp özgürleşeceğine inanmıştık ama gelin görün ki yargı bir statükonun nüfuzundan çıkıp başka bir statükonun  esiri oldu. Elbette bundaki tek kusur cemaate yüklenemez. Hükümetin koskoca bir yargı erkini belli bir cemaate nasıl teslim ettiğinin üzerinde ciddi manada durulmalıdır. Anayasa erkler ayrımını yaparken o erklerin kimlerle vücuda getirileceğinden bahsetmez. Yasama yürütme ve yargı erkinde söz sahibi olması gereken o niteliklere haiz olanlardır. 12 eylül yargının bir vesayetten başka bir vesayete geçtiği bir tarih olmuştur ne yazık ki.

Türkiye’de yargının neden bağımsız ve tarafsız olması gerektiğine dair yüzlerce argüman sıralanabilir fakat burada en çarpı olanlardan bahsedeceğiz. Askeri darbeler konusunda çok tecrübeli olduğumuz söylenebilir. 1960 ile başlayan ve hemen hemen her 10 yılda bir askeri darbelere düçar olmuş yine de ayakta kalabilmiş bir devletimiz var. Bunun öncesinde Osmanlıdan kalma sayısız tecrübelerimiz de vakidir. Ama yargı destekti bir polis darbesine ilk defa şahit oldum. Yargının belli odaklara teslim edildiğinde nasıl farklı yollar bularak hükümete yıkıcı bir darbe indirdiğini artık anlamış bulunmaktayız. Tabi burada ifade edilmesinde zaruret hasıl olan bazı hususlarda var. Olay sadece yargı ve hükümetin emrinde olması gereken polis arasındaki şaibeli rabıtadan kaynaklanmıyor. Olay çok daha karmaşık ilişkilerin, bağlantıların da varlığını su yüzüne çıkarıyor. Yargı, istihbarat, bürokrasi siyaset, sivil toplum, ekonomi, uluslar arası güçler medya ve bunun gibi pek çok faktör  ideolojik argıtları da devreye sokup sistematik bir manipülasyona kapı aralıyor ve bunu da bir senfoni gibi uyum içerisinde gerçekleştiriyor. Bütün bu farklı değişkenler arasında bir rabıtanın olmadığı olayın bir criminal eylem üzerinden değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor. Ve sürekli gazetelerde televizyonlarda ayakkabı kutusundaki paralar ve şifreli kasalar gösterilip algının güya materyallerle kanıtlarla desteklenmesi sağlanıyor. İyi ama neden şimdi seçime 3 ay kala? Neden dersane meselesinden sonra dediğimizde “ayakkabı kutusundaki paraları ve şifreli kasaları görmeyelim mi savunması yapılıyor? Başta ifade ettiğimiz hususa tekrar gönderme yaparsak hukukun üstünlüğüne bu kadar riayet eden bir hareketin “soruşturmanın gizliliği”, “masumiyet karinesi” gibi evrensel ilkelerden bihaber oluşunu nasıl açıklayacağız? Zikredilen medyanın daha önceden de bu ilkeleri irgalamadığını biliyoruz. Ergenekon kapsamında bir askerin bilgisayarında hayvan pornosu bulundu diye insanların itibarları payimal edilip daha sonra hata yapıldığı ortaya çıkarıldı. Bir askerin bilgisayarına malum cenahtan bir polisin bir takım numaralar kaydedip daha sonra “sehven oldu” saçmalığına sarılmalarına ne demeli. Bir deniz binbaşı için daha da vahim durum var. Amirallere suikastten içeri alınıp daha sonra tutuksuz yargılanıp sonra tekrar tutuklama emri çıkarma ve bunun ruhunda açtığı yaranın etkisiyle hayatına son vermesi ve bugün o davada herkes beraat etti. Bu askerimiz de intihar etmeseydi aklanacaktı ama hayatına son verdi. Ergenekon’un kasası Kuddusi okkıra hiç girmeyelim isterseniz. Bugün kendimizi kandırılmış hissediyoruz. Bu davaya inandık ve her türlü hukuksuzluğuna da göz yumduk ama mızrak çuvala şığmadığı gibi mazlumun ahı da şahı kaldırmanın eşiğine geldi. Bütün bu hukuksuzluklara imza atan tertemiz cemaat bugün hukukun bağımsızlığını ağzına alabiliyor. Hukukun üstünlüğünden dem vurup Avrupa standartlarını bize hatırlatabiliyor. Sormak lazım tabi insanları peşinen şuçlu gösterip intihar etmenlerine sebep olmak hangi Avrupa standardında var. İşte derdi millet için hukuk olmayanların sonları da böyle saçmalamak oluyor.

Ergenekon davası sürecinde hükümet hem yürütme erkinde olmanın sorumluluğu hem de cemaate olan güveninden kaynaklı olarak bu yapılan hukuksuzluklara inandı ve savunmak zorunda kaldı. Askeri vesayeti bitirmek için cemaate tanıdığı sınırsız kredi devlet içinde paralel yapılanma olarak hükümete döndü. Bugün hükümet bundan bir çıkış yolu arıyor ama işi gerçekten çok zor çünkü cemaat bir sülük ve asit gibi çalışıyor.kendi çıkarı için kullanacağı hükümete önce sülük gibi yapışıyor her türlü ayrıcalığı koparıp devlette yapılanıyor bu yapılanma kendi içinde bağlantılarını kuruyor sistemi tıkır tıkır işletiyor. Beğenmediği bir gazeteci mi var hemen hakkında cemaatçi bir savcı düzemece bir iddianame hazırlıyor yine cemaatçi bir polisle operasyonun düğmesine basılıyor. Baskın yapılan evde özel mözel dinlemeden soruşturmayla alakalı olsun ya da olmasın her şey hemen medyaya servis ediliyor halka nazarında itibarı yerle bir ediliyor sonra belli mahkemelerde defteri dürülüyor ve dört duvar arasında çürümeye terk ediliyor ve bu kirli çark sürekli olarak böyle işliyor. Buna biri dur dediği zaman da Hanefi avcı gibi solculara işkenceden sabıkalı bir emniyet müdürünü insanların zekasına hakaret edercesine devrimci karargah örgütünden içeri tıkıyorlar. Saçma sapan gerekçelerle insanların telefonlarını dinliyorlar ve iddianame düzenliyorlar. Son örneklerden nedim şeneri de başbakana suikastten dinlemişler. İşte hükümete sülük gibi yapışan cemaat ile hümümet arasına ne zaman bir sorun çıksa menfaati ile uyuşmayan bir olan meydana gelse o zaman cemaat farklı bir özelliğini devreye sokuyor:asit. Bundan sonra daha düne kadar her türlü hukuksuluğu yapmanın verdiği rahatlıkla hükümete etmediği yalakalığı burakmayan cemaat bu kez başlıyor eleştiri bombardımanına.eleştiri ama ne eleştiri hükümeti yıkmak için her türlü şantajı devre sokuyor kabul görmeyince de yeminli muhalis edasıyla daha düne kadar söylediklerini bugün yalanlıyor. Ekonominin çok iyi gittiğini, demokratik anlamda ciddi gelişmeler kaydedildiğini ifade eden cemaat bu kezde her şeyin çok kötü gittiğini bir an önce bu hükümetin yıkılması gerektiğini inceden inceden fısıldamaya başlıyor. Ak partinin halk nazarındaki algısını değiştirmek için yolsuzluklar üzerinden hükümete hertürkü saldırıyı başlatıyorlar. Adeta bir asidin maddeyi eritmesi gibi ak partiyi de eritmeye başlıyorlar. Yeter ki devlet içinde kurdukları kirli tezgah bozulmasın. Ellerine verilen bu yetkiler alınmasın gene istedikleri gibi insanları haksız yere suçlayıp hapse tıksınlar.

Olayın bir başka boyutunu daha ifade etmek isterim. Bir cemaat ve hükümet arasında bir sorun baş gösterdi mi o cemaatin varsa medyası hükümeti eleştirir hatta hükümetin biran önce gitmesini açıktan dillendirebilir. Bunda hiçbir beis yoktur. Ama önceden ifade edilen bir hususla bağlantılı olarak ifade edersek bir cemaat Türkiye’nin sermayesini arkası alma gereğini neden duyar. Daha düne kadar hiçbir bağlantısı olduğuna inanmadığımız bir takım baronların, iş adamlarının bir takım güneyde sevilen devletlerin bugün cemaatle flört ettiğine şahit oluyoruz. Bu kadar samimi idiniz de neden haberimiz yok tu yoksa düşmanımın düşmanı dostumdur edasıyla 21 milyon insanın gönül verdiği bir hareketi bu bağlantılarla mı düşüreceksiniz. Hani sizin işiniz Allaha hizmetti. İsrail’le, baronlarla kurulan kirli ilişkilerle hükümet düşürüp Allaha nasıl hizmet ettiğinizi düşünüyorsunuz. Daha düne kadar sermaye çevrelerinin Türkiye’de siyaseti dizayn ettiğinden yakınan siz değil miydiniz? Yoksa takiyye mi yapıyordunuz. Bu sermaye çevreleriyle bağlantı kurmak için gariban Uganda halkının Petrolunu baronlara peşkeş çekmek hangi kitapta yazar.. her şeyden önemlisi kendini bir alim olarak pazarlayan zatın bu işlerle ne ilgisi olur.şeytandan ve siyasetten Allaha sığınırım diyen beziüzzamanın bu umdesinin bediüzzamanın talebesi olduğunu idda eden sizler nazarından hiçbir itibarı yok mudur?


Tarihe not düşsün diye.

3 Şubat 2014 Pazartesi

12 Yıllık İktidarın Bünyede gösterdiği Hazımsızlık etkisi…



Bugün saflar her zamankinden daha sıkı her iki tarafta da. Akp’ye ne kadar muhalif fraksiyon varsa hepsi hemen hemen tek çatı altında birleşti. Basit bir gösterinin güya devrim esintileri bu eylemci dediğimiz güruhu sarhoş etmiş olacak ki buradan iktidarı yıkıp yerine pek de alternatif bulamasalar da başka birini geçirmeyi düşünecek kadar gözleri ve akılları kapanmıştır..Yaptıkları eylemin millet nazarında zerre miskal itibar görmediğinden habersiz ellerinde tencere tava güya hükümet düşüreceklerini sanmaktadır. Ama onlara bazı gerçekleri hatırlatmak tarafımızca farz-ı ayn olarak telakki edilmiştir. Öncelikle Mustafa kemalin askerleriyiz diyen zevata şu soruyu sormak bizim için bir zaruret haline gelmiştir. Türkiyede halkın kendi kendisi yönetmesi esasınsa dayanan yönetim şekline ne ad verilir??..CUMHURİYET..Peki cumhuriyetin kurucusu kimdir??..Eylemcilerin askeri olmakla övündükleri ATATÜRK.Peki bugun Tayyip Erdoğan’ın bu ülkede başbakan olmasının baş müsebbibi kimdir??ATATÜRK..o zaman şu garabet tarafımızca anlaşılamamaktadır..ATATÜRKÜ sevip te onun kurduğu cumhuriyet sayesinde başbakan olan birine karşı gösterilen bu tepkinin sebebi gerçekte nedir??bunun sebebi aslında HAZIMSIZLIKTIR.yani kendi gibi düşünmeyen birinin milletin oyuyla da iktidara gelse onu kabul edememe durumudur.Bu yüzden bu güne kadar kutladıkları cumhuriyet bayramları riyanın daniskasıdır... bu ise her 29 ekimde övündükleri cumhuriyete aslında tam olarak bağlı olamadıklarının göstergesidir..farklı olanı yaşatma eğiliminde olamadıklarının göstergesidir.Faşist bir aklın göstergesidir...gözlerini kör eden hırslarının göstergesidir..kısaca hazımsızlığın göstergesidir..ve bu hazımsızlık her bünyede farklı tesirler gösterebilir..en iyisi bir demokrasi doktoruna görünmektir..

Cemaat ve iktidar sorunsalı üzerine

Günlerce tartışılan ve pek rastlanmayan bir biçimde muhafazar camiayı kutuplaştıran bir mesele.Dersanelerin kapatılması..İktidar şu anda nedenini tam olarak bilmediğimiz bir saikle dersanelerin kapatılması gerektiğini aylardan beridir dillendiriyor..Kamuoyuna açıklanan neden ise fırsat eşitsizliğine sebep olması.İktidarın kamuoyunca bilinmesi ve desteklenmesini istediğini argümanlar devletin ilgili kademelerince iktidara yakın kanallarda rasyonalize ediliyor.Aslında asıl değinmek istediğim meseleye gelmeden önce kısa bazı mülahazaları zikretmek istiyorum..Klişe bir tespit ama doğru dersaneler sebep değil sonuçtur ve sebepler ortadan kaldırılmadan dersaneleri ortadan kaldırmak pek makul bir icraat olmaz..Çünkü zaten dersaneler devlet okullarının eğitim yetersizliği ve nihai tüketici talebiyle ortaya çıkan bir olgudur ve serbest piyasa ekonomisinde ticari faaliyetlerini sürdürür..Dersanelerin ortadan kaldırılması devlet okullarındaki eğitimin kalitesini yükseltmez..
Olayın bir başka ve bence asıl gündeme getirilmesi gereken boyutu da bu dersanelerde meydana gelen emek sömürüsüdür..Bu sömürünün türevleri de mevcut olmakla birlikte asıl gözden kaçan boyutu da budur kanımca..Öncelikle bu dersanelerde asgari ücretin altında çalışmaya razı olan ya da razı olmak zorunda bırakılan bir kitle olan öğretmenler vardır...Cemaat ve hizmet adı altında insanların din duygularını sömürerek onları asgari ücretin altında çalışmaya mahkum etmek hiçbir dinde kabul görmez ve son zamanlarda bu kimseler artık bu istismara da gerek duymadan arz ve talep dengesizliğinin yarattığı işiz öğretmenler ordusu gerçeğini emekçisinin yüzüne vurarak az parayla yetinmesi gerekliğini salık verecek alçalmışlardır..Emeği olabildiğince sömürüp karı maksimize ederek yeni şubeler açmayı bir ticari başarı olarak görmek de işin cabası..Oysa emeği sömürülen öğretmenleri kimsenin düşünmek gibi bir kaygısı da yok..bir yanda atanamamanın verdiğini huzursuzluk bir yanda asgari ücrete bile yaklaşmayan maaşına razı olmak zorunda olduğu bir sömürü çarkı..Dersane sahipleri bu öğretmenlerin pedagojik formasyondan yoksun olduklarını bildiklerinden emeğin fiyatını kendi çıkarlarına göre rahatça belirleyebilmektedirler..Gariban öğretmenler ücretin arttırılmasını talep ettiğinde hizmet aşkıyla Muhammed aşkıyla yanıp tutuşan mutedeyyin kapitalist tayfa elinin altındaki başvuru CV’lerini gösterek öğretmenine ayağını denk almasını gerektiğini net bir şekilde yüzüne çarpar..Hizmet adı altında neye ve kime hizmet ettiği tam bilinmeyen bu sömürü çarkında bir taraf aşırı dercede zenginleşirken çaresiz öğretmenler de sürekli olarak fakirleşir..Olayın bir başka boyutu da finans kaynağı olarak kullanılan vasat ve vasat altı öğrencilerdir..Bu öğrenciler dersanenin popülasyonunun yüzde 95inden fazlasını oluşturur..Görevleri dersanenin finans kaynağını arttırmak..Dersaneye kaydolurken size gurur tablomuz olarak bir liste sunarlar..Bu listede Türkiye’de dereceye girmiş başarılı öğrenciler vardır..Onların nasıl ders çalıştıklarından dem vururlar ve kamplara sözü getirirler..Burada bol bol soru çözüldüğünü anlatırlar side..Sizde de o başarılı öğrenciler gibi bu kamplarda bol bol soru çözeceğinizi sanıp hülyalara dalarsınız..Oysa işin boyutu çok farklıdır..Çok zeki ve başarılı öğrencileri özel olarak kamplara alırlar ve günde 1000 e yakın soru çözdürürler..Bu öğrencilerle özel olarak ilgilenirler ve onlardan derece beklerler..Çünkü bu öğrenciler dersane için vasat öğrencileri dersaneye çekmek maksadıyla kullanılan reklam yüzleridir..Oysa diğer öğrenciler için hiç de böyle bir durum söz konusu olmaz..Onlar da kampa girerler ama namaz kılmak ve risale okumakla meşguldürler..Bu öğrencilere başta vadedilen ihtimamdan eser yoktur..Onların paracıkları zaten işlerini görmektedir..Bu öğrencilerin daha fazla puan almasını isteme gibi bir kaygıları yoktur..Onların derdi zamanında yatırılan dersane taksitleridir..Bunlar sömürünün sadece birkaç örneğidir.Bu sömürü çarkı altında kendi dersanelerini sütten çıkma ak kaçık gibi göstermekte kamuoyunun takdirine kalmıştır.televizyonlardan sürekli olarak fakir öğrencilere yaptıkları yardımları gösterip vasat öğrencilere ve ailelerine yaptıkları ihaneti görmezden gelemeyiz..Takdir kamuoyunundur..saygılarımla..


Hüseyin Tuna Yıldırım 

2 Şubat 2014 Pazar

Ustaya Şiir


Usta
Ayağın takılıp düşmeye gör sen
Ardına bakmadan kaçarlar usta
Müslümanlık laftadır, insanlık rafta
Fitne mutluğunu açarlar usta

Bin kez uyarsan da değişmez bir kez
Etrafa fitneyi saçarlar usta
Arkanda hakkın gücü var ise
Ne kadar uğraşsalar da naçarlar usta


Ellerinde gazete dergiler varsa
Her türlü pisliği yazarlar usta
Derdi millet olmayan insan
Düşünmeden ülkeyi pazarlar usta

Her insana güvenip bel bağlama sen
Arkandan mezarını kazarlar usta
Yıllarca ezilip zulüm görenler
Rahata alışınca azarlar usta


Hüseyin Tuna Yıldırım-21.12.2013