
kainat bir düzen ve denge içinde
yaratılmıştır..bu düzen içinde ne bir şey eksik ne fazladır...madde ve
enerjinin bir bütünleşmesi ile vücuda gelen bu varlık içinde düzen belli
kurallarla sağlanır..bu kurallardan bir de kütlesel çekim kanunudur..belli bir
kütle henüz nedenini bilemediğimiz bir şekilde başka bir kütleyi etrafında
pervane ederek uydulaştırıyır ve bunun sonucunda küçük olana bir aidiyet
bahşeder..küçük kütle artık büyük kütlenin etrafındaki bir uydudan başka bir
şey değildir..uydudaki mündemiç kimlik büyük kütlenin kimliğiyle erir pasivize
olur...bu bilimsel realite ile pek çok toplumsal realite arasında rabita kurmak
mümkündür..çünkü kainat nasıl çalışıyorsa onun içindekiler de onun çalışma
prensiplerini içselleştiriyor kendine katıyordu...yaşadığımız gezegen adı
dünya..diğer gezegenlerden bir farlı var şimdilik..içinde yaşam olan tek
gezegen..bu dünya sadece güneşin etrafında dönmüyor aynı zamanda para ve seksin
etrafında da dönüyor..dünya insanın kendine içkin tüm şehevi arzuları ortaya
serip döktüğü bir sahne..ve bu sahnedeki hükümran düzen kapitalizm..bu düzen
sadece zengine çalışmaz aynı zamanda şehvete de çalışır..çünkü o da
araçsallaştırılabilir..o da paranın bir aracı olabilir..farklı farklı şekillere
bürünüp farklı zamanlarda farklı zeminlerde farklı sunuşlarla paketlenip tüketime hazır bir nesne
olabilir..kapitalizm para eden her şeyi paketleyip satabilme düzenidir..bu
düzende her şey serbest piyasa denen yere çıkar arz talep denklemi ile belli
fiyattan alıcı bulur..insan içgüdülerine en uygun düzendir..çünkü şehveti
bundan daha iyi tatmin edebilen bir sistem şu ana kadar tasarlanmadı..iletişim
araçları ile birlikle dünya bir köye dönüştü ve dolaşıma giren her şey ışık
hızı ile yayılmaya başladı bir tek şey hariç..o da bu düzeni çökertebilecek
olan küresel irade..işte onun yayılması pek mümkün olamadı..çünkü bu araçları
da elinde tutan bu düzenin sadık bekçiler bindiği dalı kesme niyetinde
olmadılar...insandaki potansiyel şehvet kapitalist düzende çok iyi açığa
çıktı..bu düzen belki herkese zenginlik vad etmiyor mu ama belli bir nispette
sistemde paylarına düşen şehvetten nasiplendirebiliyordu onları..dünyanın en
eski mesleklerinden biri sayılan fuhuş bu sistemde çok çeşitli pazarlama
olanakları ile tüketici ile buluşabiliyordu..burada tüketime sunulan insanın
sahip olduğu maddi boyut yani bedendi..tüketici bedenle belli bir zaman
şehvetle bütünleşecek ondan yararlanacak ona dokunanak ve içindeki tüm gizil
arzular belli bir zaman için tenasül uzvundan ersuyu ile dışarı
çıkacaktır..işte o an için beden tüketilip çöp kutusuna atılan bir atık
muamelesi görecektir..hakim güç şehvet galip gelmiş kendi amaçları için
kullandığı bedeni bir çöp nesnesi haline getirmiştir..öte yandan bedenini
serbest piyasa çıkaran seks işçisi bir
çöp nesnesi olduğunu unutarak kendi bedeni üzerinde bir irtifak hakkı elde eden
müşteriden emeğinin karşılığını alarak bedeni yeniden bir sermaye gibi
kullanmaktadır..ve bu sistem hergün kendini yeninden üreterek hayata devam
etmektedir...peki kimse olanların neden farkında olamamaktadır..bu sistem
sadece insanlara şehvet sunan bir sistem değil aynı zamanda onları birer yığın
haline de getirmerktedir.. yığın yani belli amacı olmayan topluluk..bu
topluluğun dikkatinin dağıtılması için haber niteliği taşımaman her detayla
zihinler bombardımana tutulmalı şehvet ve kariyer dışında amaç tanımayan canlı
ölüler yaratılmalıydı..insana dair olan her şey tüm kapital değerlerle ezilmeli
sistem için asker yetiştirilmeliydi..bunun için zihinler fethedilmeliydi...dünyada da
eşitlikle adaleti sadece tanrı vad edebilir..bu iki değer asla birbiriyle aynı
anda var olamaz..bunun en temel sebebi de şudur..aslında eşitlikle adalet
benzer değerler olarak görülse de birbirine çok zıt kavramlardır..herkesi
eşitlediğiniz bir düzende adaleti tesis edemezsiniz..adaleti tesis için sistemi
regüle ettiğiniz takdir de de eşitlikten taviz verirsiniz..peki bunun sebebi
nedir..bunun sebebi aslında eşitsizliğin insan doğasından kaynaklanıyor
oluşudur..yani eşitsizliği ilk kertede sistem yaratmıyor bizzat insanın doğası
yaratıyordu..çünkü herkes birbirinden farklı özelliklere sahip olarak dünyaya
geliyor..uzunlukları farklı parmaklar gibi insanların da nitelikle
farklılaşıyor kimi daha akıllı kimi daha yakışıklı kimi daha yaratıcı olurken
kimi daha tembel, daha utangaç olabilmektedir..bu temel eşitsizliğe bir de
çevresel etmenle eklenince adete eşitlik düzeni imkansız hale gelmektedir..bu
düzeni değiştirmek için bu yüzden şiddet öngörülmektedir..uzunlukları farklı
parmakları tatlı dille hizaya getirmek nasıl mümkün değilse bu sistemi de
demokratik yollarla sosyalizme çevirmekte mümkün değildir..parmakları hizaya
getirmek için nasıl bıçakla kesilmesi gerekiyorsa insanları eşitlemek içinde
kan dökmek gerekmektedir...sistemi eleştiren her düşünce üretildiği zihinle
birlikte bedenden ayırmak ve zora dayanan bir sistem uygulamak
gerekmektedir..ama bütün bunlar yine de kapitalizmi alternatif bir düzen haline
getirmez..çünkü bu sistem sömürü üretiyor acı üretiyor para için cepheye
sürülecek ölüme hazır bedenler üretiyor...insanı insana yabancılaştıran
şeytani bir düzen üretiyor..bu yüzden aşırılıklardan uzakta insanı insana
yakınlaştıran insanı insanla barıştırmalıyız..özellikle günümüzde buna çok
ihtiyaç var..geçmişte insan sokakta tanımadığı bir insanın açlığını kendine
dert edebiliyordu.. o insanın böyle bir derdi varken günümüz insanının böyle
bir derdi olmanın ötesinde kendi varlığının anlamlandırabilecek düşünsel eforu
sarf etme derdi de yok ...oysa insanın düğer canlılardan ayırıp ona dünya
üzerinde seçkin konum sağlayan yegane esbabı mucibe de bu değil miydi..? şimdi
insan neden böbürlenerek dünya üzerinde yürüyor ki??damarlarına kadar işlemiş
kibirle övünmeye hakkı var mı?ama sistem ne kadar berbat bir hayat yaşasa da ona
özel olduğunu bir şekilde hissettiriyor..reklamlarla potansiyel tüketiciler
sınıf atladıklarını sanarak her şeyin kendi etrafında döndüğünü sanıyor..heyhat
ne büyük bir gaflettir bu...ama onun uykudan uyanma gibi bir derdi de
yoktur..bu sistemde kendine biçilmiş rölü oynayarak bedenini toprağa
sunacaktır...ilk defa geldiği yere gidecektir..insan üzerine bastığı toprağın
aslında kendisi olduğunu o toprağın içine girmeden anlayamaz..bu yüzden
durmadan isteyen şehvetini doyurmak için uğraşır..hergün etrafında toprağın
bağrına giren insanları görmesine rağmen o bunun işin vehametini anlayabilecek
idrakten ne yazık ki yoksundur..
TUNA YILDIRIM
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder